Verilen sözler hafızada, tutulmayanlar ise güvensizlikte birikti. Eskişehir artık sözün değil, sonucun peşinde.
Eskişehir’in en güçlü yanı ne diye sorsalar, çoğu kişi “insanı” der. Haklılar. Ama o insanın bir de başka özelliği var: Sözlere inanmayı seviyor. Müjdelere tutunmayı, ihtimali büyütmeyi, daha gerçekleşmeden sevinmeyi…
Bu bir zayıflık mı? Hayır. Bu, umut etmeyi bilen bir şehrin refleksi.
Ama mesele tam da burada başlıyor.
Çünkü Eskişehir, verilen sözlerin gerçekleşme sürecinde defalarca hayal kırıklığı yaşamış bir şehir. Sütten ağzı yanmış… Ama hâlâ yoğurdu üfleyerek yemek yerine, önüne konan her yeni cümleyi içten içe kabullenmeye meyilli.
Bitmeyen yollar…
Uğramayan tren seferleri…
Yıllardır uçuş bekleyen bir havalimanı…
Ve hafızalara kazınan bir başka başlık:
“Atatürk” ismi verilecek denilen stadyum…
Söz verildi. Beklenti oluştu. Şehir inandı.
Ama o söz, bir gün yazıya dönüşmedi.
İşte tam bu yüzden bugün kurulan her yeni cümle, geçmişin gölgesinde yankılanıyor.
Dün akşam bu zincire yeni bir halka eklendi.
Resmî Gazete’de yayımlanan Hava Hastanesi alanının özelleştirme kapsamına alınması kararının ardından; yapılan ziyaretler, verilen mesajlar, ortaya konulan tepkiler…
AK Parti Milletvekili Ayşen Gürcan’ın girişimleri, Hatipoğlu’nun “karşıyım, mücadele edeceğim” çıkışı…
Bunlar kıymetlidir.
En azından Eskişehir adına Ankara’da bir refleks gösterildiğini, bir irade ortaya konulduğunu görmek önemlidir.
Hatta açık söylemek gerekir: Bu konuda çaba gösterildiğine, hassasiyetle yaklaşıldığına inanıyorum. Bu niyetten şüphem yok.
Ama…
Fakat…
Lakin…
Geçmişi yaralı sözlerin üzerine yeni bir güven inşa etmek kolay değil.
Bugün söylenenler, yarın neye dönüşecek?
Gündemi sakinleştiren bu açıklamalar, gerçekten bir sonuç doğuracak mı?
Çünkü artık sadece söylenen değil, yazılan kıymetli.
Eğer bu sözler, başladığı yer olan Resmî Gazete’de karşılığını bulmazsa; bu şehirdeki güvensizlik duygusu da, temkinli bekleyiş de bitmez.
Dahası, bir soru daha var ki cevabı hiç kolay değil:
Yarın bu koltuklar değiştiğinde, bugün verilen sözlerin sahibi kim olacak?
Daha önce gördük.
Söz verildi, sahiplenildi, alkışlandı…
Sonra unutuldu.
O yüzden mesele artık “kim ne dedi” değil.
Mesele, o sözün altına hangi imzanın atıldığı.
Sözün özü belli:
Söz uçar, yazı kalır.
O yazı gelmeden ne emin olabiliriz ne de gerçek bir güven ortamından söz edebiliriz.
Ben yine de bekleyen taraftayım.
Umudumu tamamen kaybetmiş değilim.
Resmî Gazete’de bu kararın iptal edildiğini görmeyi bekliyorum.
Eğer o gün gelirse…
Sadece bir karar değişmiş olmayacak.
Bu şehir, uzun zaman sonra ilk kez “söz tutuldu” diyecek.
İşte o zaman oturur güven konusunu yeniden konuşuruz.