Eskiden insanlar; iyi bir final yapmak, arkasında iz bırakmak, kalabalık bir cenazeye sahip olmak ve kimseye muhtaç olmadan yaşamak için mücadele ederdi. Şimdi ise tek bir ilke var: Her şey mübah.
Biliyorum, zaman değişti.
Dostluk, yalnızca birkaç kişi arasında kalan nadide bir eser.
Vefa veya hatır ise rafların tozunu alırken karşılaştığımız eski dünya hatıraları.
Gerçekliğin kabulünde sorun yok ama gerçeğe bu kadar uyum sağlamayı normalleştiren siyasi hırsın insanı düşürdüğü o rezil tabloyu sindirmek pek kolay olmuyor.
Eskiden insanlar; iyi bir final, kalabalık bir cenaze, güzel bir iz bırakmak ve kimseye muhtaç olmadan yaşamak düsturu ile yürürdü yollarını.
Şimdi ise “her şey mübah” ilkesiyle harcanıyor ömürler.
Evet, koltuklar tatlı ve ana amaç sürekli en iyi koltuğa oturmak.
İstemek doğal bir refleks ama ulaşmak için izlenen yolun ne doğallığı ne de insanlığı var.
Eskişehir’de de durum farklı değil.
İlkesizlik, ilke olmuş gidiyor.
Dünya görüşü birbiriyle mücadele etmesi gerekenler, ortak amaçlar söz konusu olduğunda el ele, göz göze aynı masaya oturabiliyor.
İlginç olan şu ki;
Bir şehir meselesi için CHP’li Ayşe Ünlüce ile AK Partili Gürhan Albayrak’ın bir araya gelmesini doğru bulmayanlar, CHP’li Oğuzhan Özen’in ESKİ’yi bırakması için AK Parti ile beraber mesai yapabiliyor.
Gerçi kendi mahallesinde küfürler ettiği, ettirdiği adamlarla tampon bölgede sık sık buluşan AK Parti yöneticileri ile basın önünde muhalefet ettiği AK Partilileri haftada üç kez arayan CHP’lilere alıştık. Ama altını çizmeyince haberimiz yok sanıyorlar.
“Düşmanımın düşmanı dostumdur” anlayışı, ahlaksız bir kolektif olarak vizyonda.
Kimler kimlerle beraber diye hayıflanmaya gerek yok.
Kendi listeye yazdırdığı meclis üyesine operasyon çektiren, kendi partisini dizayn etme bahanesiyle elindeki tüm imkânlarla amiyane olacak ama partisine geçirmeyi marifet saymak normal mi?
Daha iki sene önce seçim dönemini hatırlayın...
Mesela EBB’nin normalde ulaşılmaz, kripto odasına ait bildiğim bilgileri piyasaya servis edilirken buna imza atan acaba kimlerdi?
Sadece yöneticiler, liderler sorunu değil bu durum.
Kadrosal sıkıntılar var. Daha doğrusu, “şeyh uçmaz, mürit uçurur” örneğinde olduğu gibi; yönetenlerin arasını kızgın demirin sıcak tarafıyla sürekli geren, sosyal medya desteği ile beyin yıkayan ve onları gayya kuyusuna düşürenlere gereğinden fazla inisiyatif vermenin bedeli ödeniyor. Vehametin farkında değiller.
“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” diyen; küfür yediği adamla can ciğer olmaktan utanmayan ama iyi insanları, nasıl olsa sesi çıkmaz zannederek sallayıp geçenler unutmasın ki maç daha bitmedi.
Birkaç satır da vefaya kapı açalım.
Görevde olduğu süreçte Büyükerşen ile 10 dakika görüşmek için kapısını kollayanların, “canım hocam, cicim hocam” diye etrafını boş bırakmayanların; şimdi Büyükerşen görevi bıraktı diye kendine başka bir makam sahibi arayıp yanaşması sadece vefasızlık değil, nankörlük beyanıdır.
Veya ESKİ’den emekliliğini isteyen Oğuzhan Özen’in yıllarca bu şehrin değişimine imza attığını, Büyükerşen kadro hareketinde en aktif ve en önemli isimlerden biri olduğunu unutmadan iki satır teşekkür etmek kimsenin incilerini dökmez. Ama bu zarafeti bile çok görenlere hâlâ şaşıracak kadar eski kafalıyım demek ki…
Neyse, daha çok konuşacağız bu mevzuları.
Daha somut örneklere de sıra gelecek. Bugünlük derdim isimler değil, kangren olmuş sistem.
Sanmam ama belki ufak da olsa bir öz eleştiri yapan olur.