Malumunuz Eskişehir’de hatırı sayılır değerli gazeteciler ile 4 ayrı medya mecrasında eş zamanlı yayınlanan Çarpışma isimli bir programa başladık.
Her hafta Çarşamba ve Cumartesi günleri yayınlanan programda ağırlıklı olarak Eskişehir’i konuşuyoruz ya da ülke gündemindeki bir meselenin şehre yansımalarını ele alıyoruz.
İzleyenler bilirler, geçtiğimiz gün “Dezenformasyon Yasası ve Eskişehir yansımalarını” konuştuk.
Gariptir ama Türkiye’de bu yasanın her yönüyle tartışılabildiği ve objektif fikirlerle masaya yatırıldığı nadir bir program oldu. O yüzden düşüncemizi öğrenenler bu yasaya bakış açımızı dinleyenler hem şaşırdı hem de anlattıklarımızdan sonra eminim acaba diye biraz düşündü.
Programda da dile getirdim.
İçinde sansür geçen bir cümle ile gazetecinin olağan koşullarda yan yana gelmesine imkân yok. Ama bir yasayı sadece sansür üstüne inşa edilmiş gibi algılatmak ve sansüre karşı İktidar ve Muhalefet diye ayrım yapmak samimiyetsizlik olur.
Yasa işini gerçekten yapan dijital medya adına bir nimet, matbaanın gelişi gibi gidişine direnen konvansiyonel medyaya BİK’ten gelecek geliri düşeceği için bir külfet gibi tartışmaları şimdilik bir kenara koyalım.
Ben sansür kısmı ve sosyal medya yasası üzerinden gitmek istiyorum.
Bir kere gazetecilik sınırsız hak ve hürriyetlerle, herhangi bir yetkinlik ve uzman kişiliği olmadan herkese her türlü ayarın verilebileceği bir müessese değil.
Gazetecilik hayatını bu işten idame ettirenlerin belli müeyyide ve kurallara aynı zamanda bazı örf, adet ve vicdani kanaatleri gözeterek yapılması gereken bir iş koludur.
Ben gazeteci olarak doktor, mühendis, öğretmen olamıyorsam yani eşyanın tabiatı buna izin vermiyorsa birileri de başka meslek yaparak aynı zamanda gazeteci olamaz.
O yüzden iki twit atarak, iki görüntü çekerek paylaşım yapan, ahkam kesenler elenmeli…
Sevmediği adama, ya da ona saygı göstermeyene bir kulp uydurup iddia adı altında iftira edenler, haysiyet cellattığı yapanlar ve algılarla bunun peşine gazetecileri eklemlemek isteyenler elenmeli…
Taraf olunabilir ama duygusallığına yenik düşerek adaletini, vicdanını kaybedenler ve karşı tarafı kör bıçakla doğrama çabasında olanlar elenmeli, bir yaptırımı olmalı.
Bir tarafı hiç eleştirmeyen, mesleği hakkında söylediği sözlere tepki yerine destek verenler, karşı taraf bellediği yerin, yıllardır yaptığı rutin faaliyetleri 1 sene önce överken şimdi suç gibi lanse edenler de elenmeli…
Yani bu yasa aslında gazetecilikle, sosyal medya sınırsızlığı arasında bir tampon bölge diyenlere de hak payı verebilirim.
Ama son raddede bu yasanın sosyal medya kısmında tamam desek bile gazetecilik faaliyetlerine getirdiği sınır, cezai yaptırım, özgürlük müdahalesi çok ağır ve yeniden düzenlenmeli diye de belirtmek isterim.
Özetle bu yasayı sadece 29. madde ile sınırlı göstermenin yanlış ve samimiyetsiz olduğunu düşünüyorum.
İşine gelene ses çıkartmamak, işine gelmeyene tepki göstermek bile zaten içinde bulunduğumuz dezenformasyonun bir örneğidir.
CHP’den, patronundan gelen baskıya sessiz kalıp, ekmek parası diyenlerin, işi düştüğünde arayıp torpil istediği adamı kayıranların, o adama karşı duygusal bağını oto sansür olarak uygulayanların, İktidar sansürüne verdiği tepki biraz abartı geliyor gözüme…
Geçen söyledim yine altını çizeyim.
Yazdığım yazıyı beğenmeyip sizi şu finanse ediyor diyenler gördüm, duydum…
Seni provokatör ilan edeceğim diyenlere rastladım.
Ben senin patronunun arkadaşıyım diyen yüzlercesine tanık oldum.
Eleştirince küsen, selam sabahı kesenler oldu.
İşaret edilen kişiye saldırmadığım diye onun adamı ilan edenler çokça oldu.
Ve dahi kendi 20 m2 kafemi kafaya takan meslektaşlarım, giydiğim ve gurur duyduğum servis önlüğünün dedikodusunu yapan ve bu işi bırak diye ısrar edenlere dahi rastladım.
Ve bu baskı ya da sansür çabasında olanların çoğunluğu Ak Partili değildi…
O yüzden diyorum ki …
Evi camdan olan başkasına taş atmasın
Bir sansür var ise hepsine karşı çıkmadan olmaz.
Daha belirgin bir örnekle sonlandırayım
A Haber’de CHP’yi eleştirmek ile Halk TV’de Ak Parti’yi eleştirmek arasında fark yok gözümde.