Ramazan ayının başlangıcında böyle bir artış yapılması sosyal psikoloji açısından doğru bir tercih olmadı. Bir aylık geçici bir formül üretilebilirdi.
Son günlerde Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin iki kalemde yaptığı zam tartışılıyor. Toplu ulaşım ücretinin 40 TL’ye yükselmesi ve Halk Lokantası’nda yemek bedelinin 100 TL olması kamuoyunda ciddi yankı uyandırdı.
Önce hakkını teslim edelim.
Ülkede iğneden ipliğe her şey zamlanıyor. Kira artıyor, simit artıyor, çay artıyor. Hayat pahalı. Yerel yönetimlerin bu ekonomik iklimden etkilenmemesi zaten mümkün değil. Yeni yıl itibarıyla artan personel maaşları, elektrik ve mazot giderleri, bakım-tadilat kalemleri, döviz kuruna bağlı borç yükü… Belediye bütçesi üzerindeki baskı gerçek.
Ulaşım zaten zarar eden ve bütçeden sübvanse edilen bir hizmet. Ücretsiz binişler var. Teknik olarak bakıldığında 40 TL’lik bilet maliyet hesabıyla savunulabilir.
Ancak mesele yalnızca teknik değil.
Kısa süre önce yapılan artışın ardından ücretin birden 40 TL’ye yükselmesi vatandaş psikolojisini zorladı. Günde iki biniş yapan bir kişinin aylık ulaşım gideri yaklaşık 2.400 TL’ye çıkıyor. Dört kişilik bir aile için bu rakam neredeyse 10.000 TL seviyesine dayanıyor. Maaş artış oranlarına kıyasla ulaşıma ayrılan pay hane bütçesinde büyümüş durumda.
Toplu taşımayı teşvik etmek gerekirken bir miktar daha zarar göze alınıp daha küçük ya da kademeli bir artış tercih edilebilirdi.
Halk Lokantası meselesi ise daha hassas.
100 TL’ye 3–4 kap sıcak yemek mevcut piyasa koşullarında gerçekten cüzi sayılabilir. Bir tas çorbanın 100–150 TL olduğu bir ortamda bu rakam yüksek değildir. Ancak Halk Lokantası zaten piyasa alternatifi değil; dar gelirlinin nefes alanı. Benim nazarımda az ücretli bir aşevi niteliğinde.
Asıl itirazım zamanlama.
Ramazan ayının başlangıcında böyle bir artış yapılması sosyal psikoloji açısından doğru bir tercih olmadı. Bir aylık geçici bir formül üretilebilirdi. İş insanları ya da hayırsever destekleriyle eski fiyat–yeni fiyat farkı tolere edilebilirdi. Bu fark bütçeyi sarsacak büyüklükte değildi.
Eğer belediye adına bakacak olsam, bütçeyi denkleştirmek için somut rakamlar ortaya koyar ve bu kararı savunabilirdim. Buna itirazım yok.
Ama bugün vatandaş nazarından bakıyorum. Ve görüyorum ki zam biraz hızlı, psikolojik etkisi yeterince hesaplanmadan uygulanmış görünüyor.
Ancak burada bir başka mesele daha var.
Belediyeyi zamlardan ötürü eleştirmek, hele ki iktidar partisinden olmayan bir yerel yönetimi eleştirmek zor değil. Fakat aynı sertliği, mecburen kullandığımız pek çok hizmette göstermiyor muyuz?
Bir paket sigaranın 110 liraya çıktığı bir ülkede yaşıyoruz. 30 lira olduğu için alamadığımız pideyi konuşmaz olduk. Her ay yükselen elektrik ve doğalgaz faturalarına alıştık. Gıda enflasyonu, market fiyatları artık şaşırtmıyor bile.
Belki de asıl yüzleşmemiz gereken yer burası.
Eleştiride samimiyet, sadece yakın olanı değil; hayatımızı gerçekten zorlaştıran her alanı kapsamalı.
Hesabı da konuşalım.
Hassasiyeti de.
Ama en çok da samimiyeti.
Çünkü mesele yalnızca bir bilet ya da bir tabak yemek değil.
Mesele, nerede yüksek sesle konuştuğumuz; nerede susmayı tercih ettiğimizdir.