Bir ülkenin adalet terazisi, en zayıfını koruyabildiği sürece dengededir. Yakın bir zamanda küçük bir kız çocuğunun, öz abisi tarafından istismara uğradığını öğrendim. Bu cümleyi yazmak bile zor. Anlatmak değil, anlamak değil, duymak bile taş gibi oturuyor boğazımıza.
Fail 16-17 yaşında. Yasalara göre "çocuk." Ve muhtemelen yargılanma sürecinde yaşından dolayı “iyi hal”, “pişmanlık”, “rehabilite edilebilirlik” gibi gerekçelerle ciddi cezai indirimler alacak. Oysa bir insanın, kendi kardeşine bunu yapabilmesi yaşından bağımsız olarak akıl ve ruh sağlığına dair korkunç bir göstergedir.
Bugün Türkiye’de istismar vakalarının önemli bir kısmı aile içinde gerçekleşiyor. Resmi rakamlar buzdağının yalnızca görünen yüzü. Mağdur çocuklar korkutuluyor, susturuluyor, suçluluk duygusuna itiliyor. Sessiz kalmasınlar diye çırpınanlar ise ne yazık ki hukuk duvarına çarpıyor.
Peki ne yapılmalı?
1. Çocuklara yönelik cinsel istismar suçlarında yaş indirimi uygulaması kaldırılmalı. Suçun ağırlığı ve mağdurun yaşı, failin yaşını gölgede bırakmalı.
2. Aile içi istismarlarda, çocuğun korunması birinci öncelik olmalı. Sosyal hizmet uzmanları, psikologlar ve bağımsız avukatlarla desteklenmiş hızlı koruma sistemleri devreye girmeli.
3. Toplumsal farkındalık güçlendirilmeli. Bu suçları bildirenler yalnız kalmamalı. Aile içi mahremiyet kisvesiyle bu suçların örtbas edilmesine asla izin verilmemeli.
4. Failin yaşına değil, eylemin ağırlığına bakılmalı. Çünkü bu sadece bir suç değil; bir çocuğun hayatını, geleceğini karartmak demektir.
Düşünün ki bu çocuk bir çadırda yaşıyor. Ne evi var ne de yatağı… Sadece bir çadırın içinde büyümüş. Duruşma günü beklerken Avukat Hanım oyalanması için önüne bir kâğıt koyuyor. O kâğıda çizdiği ilk şey: bir ev.
Bu sadece bir çizim değil; eksikliğin, özlemin, hayalin ve en temel hakkın sessiz bir çığlığı...
“Çadır” kelimesi size çingene, yörük ya da belli bir topluluğu çağrıştırmasın. Çünkü bu hikâye bir kimliğin değil, bir ihtimalin hikâyesi. Her şey herkesin başına gelebilir. “Benim başıma gelmez” demeyin.
Biz susarsak, bu karanlık büyüyecek. Bu utanç bir ülkenin sırtında taşınamaz hale gelecek. O yüzden sessizliği kırmak zorundayız. Yasalar değişmeli. Toplum uyanmalı. Adalet, gerçekten adalet olmalı. Ve en önemlisi: Her çocuk güvende hissetmeli. Kendi evinde, kendi yatağında, kendi dünyasında…