Bence kayyum CHP’ye değil Kılıçdaroğlu ve ekibi tarafından kendi vicdanlarına, mücadelelerine, yıllarca verilen emeğe atandı.

Ülkeyi kendine dert etmiş pek çok insan için uyuması zor, uyanma isteği çok az bir dönem yaşıyoruz.

Yaşadığımız ekonomik zorlukları, adalet boşluklarını, barınma, beslenme, eğitim, sağlık gibi sorunları bir ritüel haline getirmiş, kambur bir hayatı yaşarken inanması güç, öngörüsü yapılamayan ve yarınları bir endişe olarak sırtımıza yükleyen yepyeni vakalara tanık oluyoruz.

Son 10 senede yaşadıklarımız belki 100 belki 200 yıllık bir tarihsel sürece ancak sığabilecek olağanüstü şeyler.

Pandemi global bir mesele bir kenara bırakalım…

Ergenekon, Balyoz süreçlerini, Gezi eylemlerini, Darbe Kalkışmasını, PKK elebaşısı ve yandaşlarına huzur hakkı gündemini, onlarca Belediye Başkanının tutuklanmasını, düne kadar sert muhalefet ederken iktidar partisine geçip tüm soruşturmalardan muaf olanları ve tüm bunların üstüne milyonlarca oyu olan ana muhalefet partisine mutlak butlan kararıyla kayyum atanmasına 10 sene içinde tanık olmak normal mi?

10 sene önceye dönün…

O günlerde birileri çıkıp bugün yaşananları kehanet gibi dile getirse…

Ona ne söylerdiniz? En hafif tabirle deli, meczup diye düşünmez miydiniz?

Ne yazık ki bir tarafta belirsiz diğer tarafta cinnet nefesini hissettiğimiz bir distopyaya dönüştük.

Siyaset mi yandaşını yarattı ve toplumu bozdu, toplum mu siyaseti yonttu ve bu noktaya getirdi bilemiyorum. Ancak Uğur Mumcu’nun bir sözü bugünlerde daha sık aklıma geliyor.

“Gelecek nesilleri değil,gelecek seçimleri düşünen politikacılarımız bu tablonun ressamlarıdır.”

Öncelikle iktidar, muhalefet diye ayırmadan siyasetin tüm hücreleri ile ilkesiz, tüm kazanımları mubah gören tepesini ve bunu başka hiçbir fikre, hiç bir mücadeleye, hiç bir rekabete tolerans göstermeden şiar edinen insanları ayırmadan dile getirmek istiyorum.

Çünkü iktidar elindeki gücü her kazanım için ayarsız bir şekilde kullanıyorsa muhalefetinde elindeki güç nispetinde benzeri bir tavırda olduğunu inkar edemeyiz…

Evet, şimdi ülkece ilk tanık olduğumuz bir kararla karşı karşıyayız.
Mutlak Butlan…

Yasal bir karar ama adil olduğunu dile getirmek zor. Ancak daha zor olan bir detay var.

Bu kararın sadece CHP meselesi olduğunu düşünenlerin epey fazla olması.

Hatta bu karara rakip parti kaybetti sanarak sevinenler, bir adım ileri gidelim mevcut kararla CHP içindeki rakiplerini alt ettik sananların var olması ve kendine solcu diyebilmesi…

İnanın insanları anlama konusunda en zorlandığım dönemdeyim.

Bir kere bu kararın siyasi olmadığını düşünmek imkansız.

Zira karardan bir gün önce Kılıçdaroğlu’nun çektiği video, Eskişehir dahil pek çok şehirde kendisini destekleyenlerle yaptığı görüşmeler ve iktidar kanadında eski bakanlar dahil karardan saatler önce yapılan imalı göndermelere tesadüf diyemeyecek kadar aklımız başımızda. Bu ayrı bir tartışma olarak burada dursun.

Peki, yıllarca oturulan koltuğa, parti düsturuna, kendisi dahil verilen mücadelelere yani başta kendisine, yaşanmışlığına ihanet eden Kılıçdaroğlu, ekibi ve destekçilerine ne demeli?

Ankara-İstanbul arası dünyaya örnek olan Adalet Yürüyüşü sahibi Kılıçdaroğlu, onca partilisi tutuklu iken üstelik, partililerinin yüzde 90’ı itiraz ederken nasıl bir akıl tutulması yaşıyor ki bu görevi kabul edebiliyor?

Bence kayyum CHP’ye değil Kılıçdaroğlu ve ekibi tarafından kendi vicdanlarına, mücadelelerine, yıllarca verilen emeğe atandı.

Üstelik yıllarca Ak Parti ile mücadele ettiğini iddia eden Kılıçdaroğlu’nun bu mücadelesine büyük gölge düştü. Bir yaştan sonra final yapmasını bilemeyen çok insan gördük ama tarihe kara leke olarak geçecek bir karara, mücadele ettiği partiye güç kazandırıp, kendi partisini göçertmek için koşa koşa gelen bir genel başkan olmak gerçekten anlaşılmaz bir akıl-vicdan tutulması.

Daha da üzücü olan Kılıçdaroğlu’nun yaşadığı bu akıl tutulmasını, onu destekleyerek meşrulaştırmaya çalışan yandaşları…

Çok kalabalık değiller, sokağı, tepkiyi görmezden geliyorlar. Bu kafayla, bu kararla parti kendilerine kalacak zannediyor ve bunun karşılığında iktidar olamayacaklarını çok iyi biliyorlar. Ama geri adım atmıyorlar.

Demek ki dertleri iktidar değil muhalefet koltuklarında sorumluluk almadan yaşanan rant ortamı…

Bu CHP meselesi ile sınırlı değil, anlamazdan geliyorlar.

Bu karar bundan sonra ülkede her partiye yargı kararıyla kayyum atanabilmesinin önünü açıyor. Milyonlarca oy alan, 2 milyondan fazla üyesi olan bir partinin kaderini savcılar, hakim belirleyecek, delegelerin bir anlamı olmayacak demek…

Dolayısıyla bundan sonra iddialı olan, iktidar yolculuğuna çıkan her parti dezavantajlı bir kaygı ile düşük motivasyon ile yol alacak demek.

Bunun anayasal uygunluğu bir tartışmalıyken böylesi bir sürece tepki yerine destek vermek sanırım Uğur Mumcu’nun sözünü mıh gibi kafamıza çakıyor.

Ne yazık ki gelecek nesilleri değil gelecek seçimleri düşünenlerin sayısı çoğunlukta…

Demokrasi yerine kayyum ile görev kabul etmenin başka tezahürü yok.

Şunu belirteyim..

Özgür Özel başarısızdır, yanlıştır, umut vaat etmiyordur.

Ya da Eskişehir’de Talat Yalaz kötüdür, fenadır, gıcıktır her şeyi diyebilirsiniz.

Ancak bunu değiştirmenin yolu bellidir.

Siyaset parti içi mücadele dahil bu imkanı sana veren kurallar içerir.

Ve siyasi tercihlerin aynı zamanda senin yaşam şeklin, duruşun, karakter yansımasıdır.

Benimde örgütleri, kongre süreçlerini, aday belirleme, kurultay delegeliğinden, mahalle temsilcilsi seçimine kadar eleştirdiğim nice nice detay var.

Ancak günün sonunda partili değilim ve bu kararı eleştirmekten başka bir şey yapamam.

Ama partinin itiraz eden üyeleri çoğunluk ise gerçekten bir değişim istiyorlarsa ve daha önce bunu nasıl başardılar ise istedikleri taktirde yine başarırlar.

Genel Başkan, İl Başkanı ya da örgütün başka yerlerinde yaşanan aksaklıkları öne sürüp bunu sandık dışı bir yöntemle elde etmeyi normal sayan zihniyet emin olun bu partinin üyesi bile olmamalıdır.

Son olarak bu kararın ekonomik etkisinin altını çizmemek olmaz.
Bizim sürekli yarınlara ertelenen ekonomi umutlarımız giderek yok oluyor. Travmatik, baş etmesi güç kaygılarımız artık inkar edilemez seviyede.

Bir karar ile 14 milyar dolar eridi… Başka bir deyişle 86 milyonluk ülkenin her vatandaşı 1 saat içinde 7500 lira daha borçlandı.

Bu aylardır verilen mücadele, ağır vergiler, izlenen politikanın ne kadar zayıf olduğunun alameti farikası.

Bu sonuç emekliye 1000 lira fazla ikramiye vermeyen politikanın kimseyi ikna edemediğinin ilanıdır.

Sadece CHP’liler değil 86 milyon fakirleşiyor. Daha doğrusu 85 milyon fakirleşiyor, bazıları zenginleşiyor.

O yüzden de bu sadece CHP meselesi değildir.