Maç sabah 9:30'da başlamış. Hakem skandalı daha ilk dakikadan patlak vermiş.

Üzgünüz…

Çünkü sadece bir maç kaybetmedik.

Bir sezonun emeği, aylarca verilen mücadele, kurulan hayaller, insanların umutları da o akşam yarınlara ertelemek zorunda kaldık.

Ama artık şunu söylemek gerekiyor;

Bu başımıza ilk kez gelmiyor.

O yüzden bugün çok öfkeli olsak da, kırılmış olsak da meseleye sadece duygusal bakacak bir yerde değiliz. Bu şehir artık yaşadığı şeyleri okumayı, anlamayı, bazı detayların neyi değiştirdiğini görmeyi öğrendi.

Elbette herkesin kendince bir yorumu var.

Kimi teknik ekibi eleştiriyor, kimi futbolcuları…

Kimi yönetimi suçluyor, kimi doğrudan hakemi hedef alıyor.

Hepsine bir yere kadar eyvallah.

Evet, biz de kötü oynadık.

Evet, beklenen oyunu ortaya koyamadık.

Evet, daha güçlü bir reaksiyon göstermeliydik.

Ama şimdi anlatacaklarımı dinledikten sonra belki bazı şeylere başka gözle bakarsınız.

Çünkü biz o maçı sadece sahada kaybetmedik.

Meğer süreç çok daha önce başlamış.

Malumunuz,

Her maç öncesi yapılan rutin eşgüdüm toplantıları vardır. Hakemler, gözlemciler, kulüp temsilcileri, emniyet yetkilileri katılır. Genelde yarım saatte biter. Formalar konuşulur, güvenlik tedbirleri değerlendirilir ve herkes dağılır.

Ayvalık maçı sabahı yapılan toplantı ise tam 2 buçuk saat sürmüş.

Sebep?

Maçın hakemi Hakan Ülker’in daha o masada başlayan tavrı.

Eskişehirspor’un o gün sahaya çıkmak istediği çubuklu forma reddediliyor. Üstelik sadece “uygun değil” denilerek değil… Israr edilirse maçın iptal edileceğine kadar varan sert bir üslupla.

35 bin taraftarın sabahtan stadyuma geldiği maçı TFF’yi bile saymadan, dinlemeden iptal etme tehdidi!

Cesarete, özgüvene bak!

Gücünü siyasetin derin koridorlarından alanların, eski Bakanlar ile yan yana fotoğraf verip hiçbir kurumu saymayan alt bürokrat kibiri olanlara ait bir özgüven.

Düşünün…

Bir takım daha maça çıkmadan, manevi anlamı büyük olan formasını giyemiyor. Yetmiyor, diğer alternatif formalar da problem ediliyor ve takım siyah formaya yönlendiriliyor.

Belki dışarıdan bakınca küçük detay gibi geliyor ama futbolun içinde olan herkes bilir; bazı şeyler sadece forma değildir. Oyuncunun psikolojisidir, hissiyatıdır, sahaya çıkarken taşıdığı ruhtur.

İşin kötüsü, kulüp yöneticileri de hakemin tavrından inanılmaz rahatsız oluyor. İtirazlarını yapıyor, 4. hakemle diğer yetkililerle durumun önemini anlatarak elinden geleni yapıyor ama bir yerde tüm çabalar duvara çarpıyor. Daha fazlası olamıyor çünkü işin ucunda ciddi bir tehdit var. Maçın iptali demek 3-0 hükmen yenilgi ve direkt elenme demek. Bu riske atılacak bir durum değil.

Haliyle durumu federasyon yetkililerine iletiyorlar. “Bu yaklaşım maçın önüne geçmesin” diye başlayan nice endişelerini paylaşıyorlar. Bir kaç kez telefonlar ediliyor. TFF bile belli ki maçın hakemine sözünü geçiremiyor. “Merak etmeyin, adil yönetim olur.” teminatı veriyor.

Güvenmek, inanmak zorunda olduğumuz bir cümle…

Ama olmuyor! Olmadı…

Daha maçın başında hakemin futbolculara yaklaşımı bile herkesin dikkatini çekti. Özellikle Akın Akman pozisyonunda o öfke dolu koşusu, beden dili, tavrı… İnsanlar televizyondan bile gerilimi hissetti.

Sonrasında zaten bildiğimiz tablo…

Verilmeyen kırmızı kart.

Tartışmalı penaltı pozisyonu.

Tüm takdir haklarının rakip lehine kullanılması.

Bunları bugün sadece Eskişehirsporlular söylemiyor. Maçı yorumlayan birçok futbol insanı da aynı noktaya dikkat çekiyor.

Devre arasında yöneticiler hakeme gidip tepki gösteriyor. “Hocam görüntüler ortada” diyorlar. “Bir değil, iki değil…”

Ve orada duydukları söz gerçekten inanılır gibi değil:

“Bana niyetimi bozdurmayın.”

Bu cümle yenilir yutulur bir cümle değil.

Üstelik bunu etrafında onlarca insan varken söylüyor.

hakem, gözlemciler, temsilciler, rakip takım çevresi…

Hatta duyduğum kadarıyla maçın 4. hakemi bile bazı kararlarda orta hakeme itiraz ediyor. Normalde kolay kolay görmeye alışık olmadığımız bir durum bu. Ama buna rağmen maçın hakemi bildiğini okumaya devam ediyor.

Şimdi dönüp futbolcuların neden gergin, neden moralsiz, neden tutuk olduğunu daha net anlayabiliyoruz.

Çünkü onlar sahaya sadece bir final maçına çıkmadı.

Başından itibaren kendilerine karşı bir tavır olduğunu hissederek çıktılar.

Bir futbolcu için bundan daha yıpratıcı ne olabilir?

Zaten stresle çıktığınız maçta, üstüne her karar canınızı yakmaya başladığında oyun aklınız da dağılıyor. Süre ilerledikçe panik büyüyor, enerji düşüyor, üretkenlik kayboluyor.

Yani biz aslında o maça 2-0 geride başlamamışız.

Biz o maça zihinsel olarak çok daha geride başlamışız.

Şimdi asıl merak ettiğim ya da hepimiz adına TFF, MHK’den bir talebim var.

Maç esnasında yapılan konuşmaların kayıtları.

Maçın hakemi Hakan Ülker’in yardımcı ve 4. hakem ile yaptığı konuşmalar bize maç içinde neler yaşandığını açık açık gösterecektir.

Sanıyorum her konuda sponsor desteği olan, bütçe sorunu olmayan TFF ve MHK bu konuşmaları böylesi önemli maçlarda en azından kayıt altına alıyordur değil mi?

Hem şüpheleri gidermek hem gerekli incelemeleri yapmak için bu biraz elzem bir durum.

Bu hakeme bir süre maç vermemekle bu adaletsiz düzen düzelmez çünkü…

Şunu da açık söyleyelim…

Biz hakemi de, federasyonu da, MHK’yi de yenecek kadar iyi bir futbol ortaya koyamadık.

Ama bunlarla mücadele etmek zorunda da kalmamalıydık.

Çünkü adil bir futbol düzeninde Eskişehirspor zaten bugünleri yaşamazdı. Belki de play-off’a bile kalmadan bu ligi bitirirdi.

Türk futbolunda uzun süredir büyüyen bir güvensizlik var. TFF ile MHK arasında yaşanan krizler, hakem tartışmaları, bahis iddiaları… İnsanların futbola olan inancı her geçen gün biraz daha aşınıyor.

Ayvalık maçı ise bunun küçük bir özeti gibi oldu.

Bugün yapılması gereken şey birbirimizi parçalamak değil.

Bu şehir çok şey gördü.

Düştü, kalktı, yalnız bırakıldı.

Ama hâlâ ayağa kalkacak gücü var.

Şimdi yeniden omuz omuza durma zamanı.

Çünkü Eskişehirspor’un en büyük gücü hiçbir zaman sadece kadrosu olmadı.

Bu kulübün en büyük gücü, her şeye rağmen vazgeçmeyen insanları oldu.