Merakla beklenen Büyükşehir Belediyesi Hamam Müzesi açıldı.
Çok da güzel, önemli ve bizlere şehrin “ahh” dediği bir gerçeği yüzümüze vurarak açıldı.
Malumunuz uzun yıllardır konuşup dururuz. “Su akar, Eskişehirli bakar” diye içleniriz.
İşte bu sözü önce “Su akar, Eskişehirli müze yapar” diye değiştirdim. Sonra Büyükerşen’in müze açılışı öncesi yaptığı konuşmayla bir kez daha anmak ve neler kaçırdığımızı paylaşmak istedim.
Çünkü sanıldığı gibi Eskişehirli altından gelip geçen sıcak su kaynaklarına öylece seyirci kalmadı. Bunları değerlendirmek, hamam kültüründen kaplıcaya özellikle dünya sağlık fonlarından okkalı bir şekilde faydalanmak için sağlık turizmine döndürmek adına geçmiş yıllarda önemli bir sınav verdi ve kahrolası siyaset yüzünden bu sınavı kaybetti.
Daha doğrusu bugün Afyonkarahisar ve Kütahya’nın devasa katma değer sağladığı tesisler ortada bile yokken, çok daha fazlasını hedefledi ama engellendi.
Aslında bilmediğimiz, duymadığımız bir sır değil bu, ancak hazır Hamam Müzesi açılırken ve Yılmaz Hoca bu müze için “içimde kalan ukdenin bir mahsulüdür” diye konuşmuşken bir kez daha dile getirelim istedik.
Çünkü Büyükerşen Akademi Başkanı iken dönemin Başbakanı kış turizmi ile ülkenin potansiyeli daha da yükselsin istemiş ve hem Eskişehir hem de Kütahya’da mevcut kaynakların üniversite imkanlarıyla sağlık turizmi için kullanılması görevini Yılmaz Büyükerşen’e vermişti.
Eskişehir’de Taşbaşı Çarşısı olarak bildiğimiz bölgede Anadolu Üniversitesi bu projeyi hayata geçirmek için kolları sıvamış ve kamulaştırmalara dahi başlamıştı.
Ancak projesi ve proje hayata geçtikten sonra yapılacak işletme faaliyetleri için hem sağlık hem de turizm kadroları dahi hazırdı.
Fakat popülist davranarak oy kaygısı ile hareket eden siyasiler bu işin önünde durdu. Dönemin Ticaret Odası Başkanı, vekili esnafıma dokunma eylemlerine imza atarak bu kamulaştırmaları durdurdu. Büyükerşen ve Üniversite neredeyse hain bile ilan edildi.
Ve proje rafa kaldırılmak zorunda kaldı.
O günlerde Kütahya ve Afyonkarahisar’da tek tesis bile yokken Eskişehir akademinin yetkinliği ile oralarda bile aktif olacaktı ki, o bölgenin siyasileri araya girdi. Onlar projeleri Büyükerşen’den alarak kendileri bu işe soyunmak istedi.
Bir gün Büyükerşen’in kapısını çalan bir çiftçi oldu. Bu proje için siyasilerin kendisini ikna ettiğini, toprağını bu işe açacağını ve devlet kanadından kredi bile aldığını ancak işletmesini nasıl yapacağını bilmediğini söyleyerek Yılmaz Büyükerşen’den destek istedi.
İşte o günlerde o kapıyı çalan çiftçinin adı bugün Türkiye’nin en büyük termal zincirlerinin mimarıydı. Kapıyı çalan çiftçi Oruçoğlu’ydu…
Demem o ki biz ilk fırsatı o gün kaçırdık…
Sonra ikinci bir fırsatımız oldu.
Kızılinler bölgesinde sondaj kuyuları açıldı ve bu bölgede sağlık turizmi adına büyük bir tesisleşme yapılacağı söylendi.
Hem Odunpazarı hem Tepebaşı Belediyeleri özel planlar hazırladı. Projeleri kamuoyu ile paylaştı. Kültür ve Turizm Bakanlığı da bu süreci sonuna kadar destekleyerek yatırımcı çekeceğini söyledi ve ihalelere çıktı.
Sonuç, elde var sıfır…
Büyük bir alanı tamamen ihaleye açma hatası yüzünden kimse bu işe yatırım yapmayı düşünmedi ve projeler rafa kalktı.
Haliyle bizlerinde heyecanı, şevki, hevesi ve inancı rafa kaldırılmış oldu.
Bırakın bölgeye dünyanın en büyük termal sağlık tesisini açmayı, ağır aksak biraz da virane olan mevcut hamam bile yıkıldı da yüzüne bakan olmadı.
O yüzden bu müze bizim sıcak su ile imtihanımızın da bir nişanesidir.
Sadece Büyükerşen değil aslında şehrin ukdesinin mahsulüdür.
Şehrin vizyonuna ket vuranların, bu şehre hamam yeter diyenlerin karşısına çıkıp
Alın size hamam, müzesini de kurduk, siz de turşusunu kurun demenin bir başka şeklidir…
Emeği geçenlere teşekkür ederiz.
Mutlaka gidiniz, görünüz ve düşününüz efendim…
