Tarımın sürdürülebilirliği için yalnızca kısa vadeli destekler değil, öngörülebilir ve uzun vadeli politikalar hayati önem taşıyor.

Tarım, bir ülkenin sadece ekonomik dinamiklerinden biri değil, aynı zamanda stratejik güvenliğinin de temel unsurlarındandır. Ancak son dönemde girdi maliyetlerinde yaşanan hızlı artış, gıda üretiminin bel kemiği olan çiftçiyi ciddi bir çıkmaza sürüklüyor. Artan maliyetler karşısında gelirini koruyamayan üretici, her geçen gün üretimden biraz daha uzaklaşma riskiyle karşı karşıya kalıyor.

Nitekim 2026 yılının ilk çeyreğinde Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi (Tarım-GFE), yıl sonu hedeflerinin çoktan üzerine çıkmış durumda. Bu tablo, maliyet baskısının geçici değil, yapısal bir sorun haline geldiğini açıkça ortaya koyuyor. Böylesi bir ortamda çiftçiyi üretimde tutmak her geçen gün daha da zorlaşıyor.

Çiftçinin kullandığı akaryakıt üzerindeki yüksek vergi yükü, bu maliyet baskısını daha da derinleştiriyor. Üretimin her aşamasında zorunlu bir girdi olan mazotun bu denli pahalı olması, tarımsal faaliyetlerin sürdürülebilirliğini olumsuz etkiliyor. Vergi düzenlemeleriyle çiftçiye nefes aldıracak adımlar atılmadığı sürece, üretim maliyetlerinin düşmesi de mümkün görünmüyor.

Gübrede yaşanan kriz ise yalnızca küresel gelişmelerle açıklanamayacak kadar yapısal bir boyut taşıyor. Geçmişte kamuya ait olan gübre fabrikalarının özelleştirilmesiyle birlikte, üretim ve fiyatlama süreçlerinde kamu denetiminin zayıflaması, piyasayı daha kırılgan hale getirdi. Bu durum, çiftçinin en temel girdilerden birine erişimini zorlaştırırken maliyetlerin kontrolsüz biçimde artmasına zemin hazırladı.

Öte yandan çiftçinin, üretim sürecinin sonunda ürününü değerinde satabilmesini sağlayacak güçlü bir yapıdan da yoksun olduğu görülüyor. Üretici, çoğu zaman büyük gıda şirketleri ve aracıların belirlediği piyasa koşullarında tek başına mücadele etmek zorunda kalıyor. Bu tablo, çiftçiyi adeta güçlü piyasa aktörleri karşısında savunmasız bırakıyor.

Tarımın sürdürülebilirliği için yalnızca kısa vadeli destekler değil, öngörülebilir ve uzun vadeli politikalar hayati önem taşıyor. Girdi maliyetlerini dengeleyen, üreticiyi koruyan ve krizlere karşı önceden hazırlıklı olmayı sağlayan bir yaklaşım benimsenmediği sürece, hem üretici hem de tüketici açısından daha ağır sonuçlarla karşılaşmak kaçınılmaz olacaktır.