Bu durumu hemen siyasi rant malzemesi yapmak yerine, mağdur olan gazetecilere “geçmiş olsun” demek çok daha olgun ve samimi bir duruş olurdu.
CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel, Eskişehir’deydi. Adeta adım atacak yerin olmadığı, kontrolü imkansız bir kalabalık ve yaşanan ciddi bir izdiham vardı.
Ancak o karmaşanın ortasında kontrol edilebilir tek bir şey vardı…
O da tavır ve üslup.
Özgür Özel’in korumasının yerel basın mensuplarına yönelik sergilediği tutumu hepimiz gördük. Sahada görevini yapmaya çalışan gazetecilere yönelik o sert ve kabul edilemez müdahaleyi göz ardı etmek imkansız. Bu üslubu ve sergilenen tavrı esefle kınıyor, izdihamın ortasında mağdur olan tüm meslektaşlarıma geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Ancak meselenin bir de diğer yüzü var…
AK Parti kanadının bu olaydan adeta bir “siyasi malzeme” çıkarmanın sevincine kapıldığını izliyoruz. Neden mi?
Olayın hemen ardından her biri sırayla sosyal medyaya yüklendi. Güvenlik personeli ile basın mensupları arasında yaşanan bu kriz üzerinden faturayı doğrudan Özgür Özel’e kesmeye çalıştılar.
Oysa bu yaklaşım baştan aşağı tutarsızdır.
Evet, bahsi geçen kişi Özel’in korumasıydı. Fakat Özel’in, korumasına "Git basın mensuplarına sert davran" diye özel bir talimat verdiğini düşünmek en hafif tabirle akıl dışıdır. Bu durumu hemen siyasi rant malzemesi yapmak yerine, sorumluluğu doğrudan güvenlik personeline yükleyip, mağdur olan gazetecilere “geçmiş olsun” demek çok daha olgun ve samimi bir duruş olurdu. Ne yazık ki olayı yine yanlış yerden tutarak tipik bir algı operasyonuna çevirmeyi tercih ettiler.
Diğer bir bakış açısı ile Eskişehir'deki NATO protestolarında eylemciler sürüklenirken tek bir uyarı duymadık. Ama Özgür Özel, bir korumanın vatandaşı itmesini görür görmez, “İttirdin, gördüm. Bunu bir daha yapma” dedi. Nitekim bunu diyemeyen birçok siyasi figürümüz var. Bu ayrıntı ise bazen uzun cümlelerden daha çok şey anlatıyor.
*
Öte yandan, Özgür Özel’in de Hamamyolu’ndaki konuşmasında ifade ettiği “Bugüne kadar kavga çıkmadı, hırsızlık gibi bir durum yaşanmadı” sözleri tamamen gerçekten uzaktır.
O kadar büyük ve kontrolsüz bir kalabalığın içinde bu tür olayların yaşanmaması imkansıza yakındır. Nitekim nahoş olaylar yaşandı da… Kimsenin olayı pembe tablolarla güzelleştirmesine gerek yok. Gerçekle bağdaşmayan, imkansızı iddia eden cümleler kurarsanız, günün sonunda o cümlelerin altında kalırsınız.
*
Gelelim bir diğer can alıcı konuya: Taraf olmak ve mesleki duruş…
Bugün köşelerinde gündemi belirleyen birçok usta isim, geçmişte sahalarda muhabirlik yapmış, bu mesleğin en ağır şartlarını ve zorlu temposunu bizzat tecrübe etmiştir. Belki de bugün yaşananlardan çok daha büyük zorluklara göğüs germişlerdir.
Ancak bugün gazetecilik mesleğinin itibar kaybından ve geldiği noktadan dert yanıyorsak, iğneyi biraz da kendimize batırmak zorundayız. Mesleğin zirvesinde yer alan, sözü dinlenen büyüklerimizin, sahada haksızlığa uğrayan genç meslektaşlarının yaşadıkları karşısında sessiz kalması, bu değersizleşme sürecini ne yazık ki hızlandırıyor.
Bugün sahada yalnız bırakılan, emeği ezilen genç bir muhabirin arkasında durmamak, yapılan haksızlıklara karşı mesleki bir refleks gösterememek, her şeyden önce bu mesleğin geçmişine ve o zorlu yıllara haksızlıktır. Meslek büyüklerimizin omuzlarındaki sorumluluklardan bir tanesi de bu mesleğin onurunu ve geleceğini korumaktır.
Bu yüzden mesleğine, emeğine ve değerlerine bağlı tüm usta gazetecileri, bu çirkin olay karşısında genç meslektaşlarıyla yan yana durmaya, yapıcı bir dayanışma sergilemeye davet ediyorum.
Yaşanan olaylarda zarar gören, mağdur edilen tüm meslektaşlarıma bir kez daha geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.