Belki de bu görüntü, geçmişten bugüne taşınan en eski siyasi hastalığı hatırlatıyor bize: Siyaset sertleştikçe ve tabanından koptukça semboller büyüyor.

Bazen bir fotoğrafa bakarsınız ama aslında gördüğünüz şey sadece o kare değildir. Gözünüz önce ayrıntılara takılır, sonra zihniniz o ayrıntıların ardındaki hikayeyi sorgulamaya başlar.
CHP Eskişehir İl Başkanlığı’nın önündeki dört varile baktığımda da tam olarak bunu hissettim.
İçleri odunla doldurulmuş bu variller, ilk bakışta son derece sıradan. Kışın sokakta ısınmak için ya da uzun gece nöbetlerinde herkesin görebileceği cinsten… Yani tek başına bakıldığında ortada olağanüstü bir durum yok.
Ama siyaset, sıradan nesneleri bile rahat bırakmıyor.
Bir süre sonra o variller, sadece birer varil olmaktan çıkıyor. Kimine göre bir direnişin sembolü, kimine göre parti içindeki fırtınanın işareti, kimine göre ise siyasetin geldiği kırılgan noktanın sessiz birer tanığı oluveriyor.
Asıl mesele de burada başlıyor. Çünkü son dönemde CHP’de yaşanan tartışmalar, yönetim kavgaları ve parti içi gerilimler artık sadece CHP’nin meselesi olmaktan çıktı. İnsanlar bu kavgaları, Türkiye’deki muhalefetin geleceği üzerinden okumaya başladı. İşte bu yüzden, o il binasının önündeki dört varil de ister istemez bu büyük tartışmanın bir parçası haline geliyor.
Peki gerçekten öyle mi?
Bana göre o dört varil, aynı anda iki farklı gerçeği fısıldıyor: İlki; insanın ne pahasına olursa olsun bir şeyi koruma, ona sahip çıkma ve bekleme iradesini… Buna ister aidiyet deyin, ister direniş. İkincisi ise güç kavgasının, siyaseti ne kadar estetikten yoksun, kırılgan ve hatta çirkin bir kalıba soktuğunu…
Normal şartlarda, hayatın kendi akışında o dört varil kimsenin dikkatini çekmezdi. Eğer bugün durup onlara bakıyorsak, aslında konuştuğumuz şey variller ya da odunlar değil; köklü bir siyasi çınarın gölgesinde yaşanan büyük fikir ayrılıklarıdır. Kurumsal siyasetin geldiği son noktadır.
Belki de bu görüntü, geçmişten bugüne taşınan en eski siyasi hastalığı hatırlatıyor bize: Siyaset sertleştikçe ve tabanından koptukça semboller büyüyor. Semboller büyüdükçe de asıl gerçekler, ilkeler ve vaatler görünmez oluyor. İçerideki kavga büyüdükçe, dışarıdaki büyük resim bulanıklaşıyor.
O yüzden ben bu fotoğrafa bakarken sadece dört varil görmüyorum. Bir yanda tarihin her döneminde asil duran ve "Buradayız" diyen o kararlı bekleyişi; diğer yanda ise çatlayan, ilkelerini kaybeden yorgun bir siyaseti görüyorum.
Burada asıl ürkütücü olan, o varillerdeki odunların bir gün kibrit çakılıp yanıp yanmayacağı değil. Asıl ürkütücü olan; uğruna mücadele edilen o koca siyasi zeminin, çatışma hırsıyla çoktan içten içe yanmaya ve kül olmaya başlamış olmasıdır.
Yani aslında anlattığım ne varil, ne odun, ne de ateş... Anlattığım, o yangının ta kendisi.