Eskişehir’imizin zaman zaman “boklu şehir” şeklinde anılması. Bir Eskişehirli olarak bu ifadeyi duymaktan hiç hoşnut değilim.
Yaşadığımız şehrin bize huzur vermesi gerektiğine inanıyorum. Bazen bir şehrin insanı mutlu etmesi için büyük şeylere ihtiyacı yoktur. Yağmurdan sonra duyduğumuz toprak kokusu, fırından yeni çıkmış bir kekin kokusu ya da evde pişen bir yemeğin kokusu bile bizi yıllar öncesine götürebilir. Çocukluğumuzu, güzel anılarımızı hatırlatabilir, içimizi ısıtabilir. Çünkü kokuların hafızamızda ayrı bir yeri vardır. Güzel kokuların insana verdiği huzur ne kadar gerçekse kötü kokuların yarattığı rahatsızlık da bir o kadar gerçektir. Ne yazık ki son zamanlarda Eskişehir’de yaşarken bu rahatsızlığı sık sık hissediyoruz.
Eskişehir, yalnızca burada yaşayanların değil, şehrimizi görmeye gelen turistlerin de hafızasında güzel izler bırakması gereken bir şehir. Porsuk Çayı, köprüleri, yürüyüş alanları, parkları ve kendine özgü atmosferiyle yıllardır pek çok insanın ilgisini çekiyor. Hatta zaman zaman Venedik’e benzetilen şehrimiz, sahip olduğu güzelliklerle anılmayı hak ediyor. Ancak son zamanlarda şehrin farklı noktalarında hissedilen ağır ve rahatsız edici koku, ne yazık ki bütün bu güzelliklerin önüne geçebiliyor. Daha da üzücü olanı, güzel Eskişehir’imizin zaman zaman “boklu şehir” şeklinde anılması. Bir Eskişehirli olarak bu ifadeyi duymaktan hiç hoşnut değilim. Çünkü insan, yaşadığı şehrin güzel yanlarının konuşulmasını, misafirlerinin buradan güzel anılarla ayrılmasını ister.
Burada üzerinde durulması gereken önemli bir konu var. Şehrimize dışarıdan gelen ya da bu kokuyla ilk kez karşılaşan insanlar, sorunun Porsuk Çayı’ndan kaynaklandığını düşünebiliyor. Oysa benim edindiğim bilgilere göre söz konusu kokunun kaynağı şeker fabrikasıyla ilgili. Elbette böyle bir konuda kesin hüküm vermek yerine, yetkili kurumların gerekli incelemeleri yaparak kokunun kaynağını ve nedenlerini açıkça ortaya koyması gerekiyor. Ancak ortada vatandaşların günlük yaşamını etkileyen bir sorun varsa bunun görmezden gelinmesi de doğru değil. Çünkü mesele yalnızca hoş olmayan bir kokudan ibaret değil; şehrin yaşam kalitesini, turizm algısını ve insanların yaşadıkları yere duydukları aidiyeti de ilgilendiriyor.
Şeker fabrikasının tarihî geçmişini ve Eskişehir için taşıdığı önemi elbette göz ardı edemeyiz. Atatürk döneminden kalan bu değerli mirasın şehrimizdeki yerini koruması gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla çözümü yalnızca fabrikayı şehrin dışına taşımakta aramak bana göre doğru bir yaklaşım değil. Önemli olan, üretim faaliyetleri devam ederken çevreye ve insan sağlığına yönelik sorumlulukların da yerine getirilmesi. Duyduğum kadarıyla kötü kokunun önüne geçmek amacıyla kullanılan bir uygulama ya da ilaç bulunuyor; ancak bunun zaman zaman uygulanmadığı, unutulduğu veya ihmal edildiği de söyleniyor. Bunlar henüz doğrulanmış bilgiler olmayabilir. Bu nedenle ilgili kurumların konuyu araştırması, kullanılan yöntemlerin yeterliliğini değerlendirmesi ve gerekiyorsa daha etkili önlemleri hayata geçirmesi gerekiyor. Eğer sorun düzenli bakım, uygulama eksikliği ya da üretim sürecindeki başka bir etkenden kaynaklanıyorsa bunun tespit edilmesi ve kalıcı biçimde çözülmesi şart.
Bir de işin şehrimize gelen misafirler açısından taşıdığı boyut var. Eskişehir’e ilk kez gelen bir turistin, Porsuk Çayı çevresinde yürürken ya da şehrin farklı noktalarında dolaşırken ağır bir kokuyla karşılaştığını düşünelim. Bu insanın kokunun kaynağını araştırmasını bekleyemeyiz. Doğal olarak ilk aklına gelen, kokunun bulunduğu çevreyle ilgili bir sorun olduğudur. Böylece belki de hiçbir ilgisi olmayan bir yer hakkında olumsuz bir izlenim edinebilir. Üstelik insanlar deneyimlerini başkalarına anlatıyor, sosyal medyada paylaşıyor ve şehirlere ilişkin algılar bu şekilde oluşabiliyor. Bir şehrin tanıtımı için yıllarca emek verilirken, önlenebilir bir çevre sorununun bu emeğe zarar vermesine göz yummamalıyız.
Benim beklentim, birilerini suçlamak ya da şehrimizin geçmişinden gelen değerleri karşı karşıya getirmek değil. Amacım, Eskişehir’de yaşayan bir vatandaş olarak rahatsızlığımı dile getirmek ve bu konuda somut adımlar atılmasını istemek. Yetkililerin, fabrika yönetiminin ve ilgili çevre birimlerinin bir araya gelerek sorunun kaynağını tespit etmesi; alınan önlemleri kamuoyuyla paylaşması ve kokunun tekrar etmesini önleyecek kalıcı bir çözüm üzerinde çalışması gerektiğine inanıyorum. Çünkü temiz hava, insanlara sunulan bir ayrıcalık değil, herkesin hak ettiği temel bir yaşam koşuludur.