Peki, Gürhan Albayrak neden bu tartışmanın baş şüphelisi hâline geldi? Neden kendisine yönelik eleştirilerin dozu bir süredir yükseliyor?
Ak Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak, gazeteci Cüneyt Özdemir ile konuştu mu? Partisinin Eskişehir’de zayıf olduğuna dair bir espri yaptı mı?
Dün Cüneyt Özdemir bu tartışmaya son noktayı koymaya çalıştı. Fakat günlerdir bu konu üzerinden yapılan yorumlar, değerlendirmeler ve karşılıklı atışmalar bize başka bir şeyi de gösterdi.
Öncelikle bu konunun gündem olmasını garipsemiyorum, yadırgamıyorum. Zira mesele Gürhan Albayrak’ın hangi renk kravat taktığı, ne renk ceket giydiği meselesi değil.
Bir şehrin iktidar partisini temsil eden en yetkili isminin, kendi partisinin o şehirde güçsüz veya zayıf olduğunu espri yoluyla bile dile getirmiş olmasıyla ilgili iddia, tek başına önemli bir tartışma konusudur.
Gazeteciler için önemlidir. Şehirde siyaset yapanlar için önemlidir. O partiye gönül vermiş, yıllardır oy vermiş, emek harcamış insanlar içinse birinci dereceden önemlidir.
Dolayısıyla bu meseleyi önemsiz, yersiz ya da anlamsız bulamam. Bunu önemsiz göstermeye çalışanların da neyi, neden savunduklarını sorgulamak gerekir.
Gelelim meselenin ayrıntılarına…
Cumartesi günü iddialar kamuoyuna yansıdı.
Çoğu kişi doğrudan “Bu sözü Gürhan Albayrak söyledi” demese de şüpheler kısa sürede Albayrak üzerinde yoğunlaştı. Gazeteciler haklı olarak böylesi bir iddiayı yorumladı, köşe yazıları kaleme aldı, sosyal medya üzerinden konuyu sorguladı.
İki gün boyunca Albayrak cephesinden iddialara ilişkin bir açıklama gelmedi.
Sessizlik uzadıkça şüpheler de büyüdü. Birçok kişi, iddia edilen sözün Albayrak tarafından söylendiğine daha fazla inanmaya başladı.
Rakip partiler, ellerine geçen bu siyasi kozu kendi açılarından değerlendirdi ve Albayrak’ı eleştirmeye başladı. Ak Parti içinde de isim vermeden, Albayrak’ın söylediği düşünülen sözlere cevap niteliğinde sert mesajlar paylaşanlar oldu.
Öte yandan, “Albayrak böyle bir söz söylemez” diyerek iddiayı açıkça reddetmek yerine, kendisine destek açıklayanlar da vardı.
Ve nihayet dün önce Albayrak’ın “O kişi ben değilim” açıklamasını gördük. Ardından Cüneyt Özdemir, “O isim Eskişehirli değil” diyerek tartışmayı bitirmeye yönelik bir açıklama yaptı.
Buraya kadar sürecin işleyişi bu şekildeydi.
Peki, Gürhan Albayrak neden bu tartışmanın baş şüphelisi hâline geldi? Neden kendisine yönelik eleştirilerin dozu bir süredir yükseliyor? Neden geçmişte daha yakın olduğu isimlerle arasının açıldığı konuşuluyor? İnsanların aklına böyle bir iddia karşısında ilk olarak onun adı geliyor?
Bana kalırsa asıl üzerinde durulması gereken yer burası.
***
Öncelikle şunu söyleyeyim: Cüneyt Özdemir’in tartışmanın ilk günlerinde yaptığı açıklamayı doğru bulmadım.
Ne olursa olsun bir gazetecinin özel bir sohbette yapılan espriyi, hele ki off the record olarak değerlendirilebilecek bir konuşmayı, hemen kamuoyuna taşıması tartışmaya açıktır.
Nitekim katıldığımız toplantılarda, etkinliklerde ve özel sohbetlerde siyasilerin “Bu yazılmasın” diyerek başladığı cümlelere, şaka yollu yaptığı çıkışlara defalarca şahit olduk.
Elbette her özel sohbetin otomatik olarak haber dışı kabul edilemeyeceğini de biliyoruz. Ancak ortada böyle bir hassasiyet varsa, gazetecinin bunu nasıl ele alacağı önemlidir.
Diyelim ki Özdemir, o günkü açıklamayı bir refleksle yaptı. O zaman da böylesine önemli bir tartışmada isim ve şehir meselesini muğlak bırakmaması gerekirdi.
Aradan üç dört gün geçtikten sonra “O isim Eskişehirli değil” demek, oluşan şüpheleri gidermeye yetmiyor.
Yarın Kütahyalılar aynı soruyu sorsa, bu kez “O isim Kütahyalı değil” mi denilecek?
İnsanlar, söz konusu kişinin kim olduğunu ve hangi şehirden geldiğini öğreninceye kadar tek tek Cüneyt Özdemir’i mi sorgulayacak?
Yine de Özdemir’in son açıklamasını ve Albayrak’ın kendisini işaret eden iddiayı reddetmesini bir kenara koyalım. Albayrak’ın bu sözü kullanmadığını kabul edelim.
Peki, aynı soruyu yeniden soralım:
Neden bu sözün Gürhan Albayrak tarafından söylenmiş olabileceğine dair bu kadar çok insanda güçlü bir kanaat oluştu?
Bana kalırsa Albayrak’ın asıl düşünmesi gereken konu bu.
Gürhan Albayrak, siyasi yolculuğunun ilk dönemlerinde iletişimi güçlü, samimi, dostane ilişkilere önem veren ve eleştiriye açık bir isim görüntüsü çiziyordu. Farklı dünya görüşlerine sahip insanlarla bir araya gelebilen, siyasetin gündelik gerilimlerini kişisel ilişkilere taşımamaya çalışan bir profil ortaya koyuyordu.
Hatta siyasetin farklı, insan ilişkilerinin farklı olduğunu; koltukların geçici olduğunu, görevler sona erdiğinde insanların yine dostça çayını, kahvesini içebileceğini anlatan bir yaklaşımı vardı.
Peki, bugün aynı görüntü ne ölçüde korunuyor?
Bana göre iletişim alanı daralmış, samimiyet tartışılır hâle gelmiş, eleştiriye tahammül konusunda soru işaretleri artmış durumda. Üstelik bu algının düzeltilmesi için yeterince güçlü bir çaba da göremiyorum.
Bir süredir dikkatimi çeken başka bir mesele daha var.
Herhangi bir gazeteci Albayrak hakkında eleştirel bir değerlendirme yaptığında, o gazeteciye adeta yaylım ateşi açan hesaplar ortaya çıkıyor. Aynı hesaplar, Albayrak’ı öven veya takdir edenlere karşı ise alkışlarla, uzun övgülerle karşılık veriyor.
Şimdi soruyorum: Bu tablo kime yarıyor?
Açıkça belirteyim ki, siyasi sürekli savunulan konumdaysa kendine zarar verir. Hele ki bu savunma, eleştiriyi yapan kişiyi hedef alan bir kampanyaya dönüşüyorsa, ortada ciddi bir iletişim sorunu var demektir.
Dahası, bu tavır siyasetçiyi korumak yerine onun etrafındaki duvarları yükseltir. Zamanla o duvarların arkasından şehrin ne düşündüğünü duymak da zorlaşır.
İnsan, kendisini savunanlarla kendisine gerçeği söyleyenleri birbirine karıştırmamalı.
Dün Özdemir’in açıklamasının ardından yaşananlar da bu açıdan dikkat çekiciydi.
Günlerdir konu hakkında sessiz kalanların, tartışma sona eriyor gibi görünür görünmez ortaya çıkması; sanki bir maç oynanmış, son dakika golü atılmış ve büyük bir zafer kazanılmış gibi davranılması…
Üstelik bazı paylaşımlarda, bu meseleyi sorgulayanlara yönelik nobran, tuhaf anlayışının öne çıkması…
Bir gazeteci bir iddiayı gündeme taşıdı diye suçlanamaz. Elbette gazetecinin de sorumlulukları vardır; doğrulamadan hüküm vermemeli, iddiayla gerçeği birbirinden ayırmalıdır. Ancak sorgulama hakkını, yalnızca işimize gelen sonuçlar ortaya çıktığında kabul edemeyiz.
Üstelik tartışmanın sonunda iddianın doğru olmadığı ortaya çıksa bile, başlangıçta sorulan sorular kendiliğinden anlamsızlaşmaz. Önemli olan, yeni bilgiler ışığında değerlendirmeyi güncellemektir.
Burada bir parantez açmak istiyorum.
Bu söylediklerim yalnızca Gürhan Albayrak veya Ak Parti için geçerli değil.
Eskişehir’de Yeni Parti içinde de benzer yanlışların peşine takılan isimler var.
Eleştireni düşman ilan edenler… Kendisine destek vermeyeni cezalandırmaya, önünü kesmeye çalışanlar… Kraldan çok kralcı davranıp eleştiri yapan insanları farklı yerlerden vurarak susturabileceğini düşünenler…
Siyasetin her tarafında karşımıza çıkabilen bir hastalık bu.
Bir siyasetçinin çevresinde, onun adına konuştuğunu düşünen ama aslında ona zarar veren insanlar birikiyor. Zamanla bu insanlar, siyasetçinin kendi sesinden daha yüksek sesle konuşmaya başlıyor. Onu savunmak adına öyle bir dil kuruyorlar ki savundukları kişinin vermek istediği mesaj bile arada kayboluyor.
Kimse kusura bakmasın ama siyaset çetin bir yolculuktur.
Eleştiri olur. Kimi zaman haklı, kimi zaman haksızdır. Kimi zaman ölçülüdür, kimi zaman insafsızca yapılır. Fakat eleştiri olur ve olmaya da devam edecektir.
Farklı dünya görüşleri, farklı beklentiler ve farklı siyasi hesaplar nedeniyle her siyasetçi eleştiriden nasibini alır, almaya da devam edecektir.
Elbette iftira başka şeydir. Hakaret başka şeydir. İnsanların kişilik haklarını hedef almak, özel hayatlarını istismar etmek başka şeydir.
Ancak hakaret içermeyen, iftiraya dayanmayan, kamu görevini ve siyasi tutumu sorgulayan eleştiriler bu işin doğasında vardır.
Bir eleştiri karşısında sakin kalabiliyor musunuz? Haksız bulduğunuzda bile nezaketinizi koruyabiliyor musunuz? Sizi savunanların başkalarına saldırmasına engel olabiliyor musunuz?
Bence eleştireden çok ona karşı takındığınız tavır önemli.
***
Özetleyecek olursak Gürhan Albayrak’ın söz konusu espriyi yapıp yapmadığı tartışmasının kendi içinde bir cevabı olabilir. Nitekim Albayrak iddiayı reddetti, Cüneyt Özdemir de ismin Eskişehirli olmadığını söyledi.
Ancak bu tartışmanın geride bıraktığı soruların hepsi bir açıklamayla ortadan kalkmıyor.
Albayrak’ın neden böyle bir iddiayla anıldığından başlayarak, şehirdeki siyasi iletişimin neden bu kadar gerildiğine kadar uzanıyor.
İyi iletişimi lütfen es geçmeyin.
Sadece sizinle aynı fikirde olanlarla değil, sizi eleştirenlerle de konuşabilmenin yollarını arayın. Çevrenizdeki insanları, sizi her koşulda savunmaları üzerinden değil, gerektiğinde size doğruyu söyleyebilmeleri üzerinden değerlendirin.
Ekibinizden de sorumlu olduğunuzu unutmayın. Sizin adınıza konuşan, sizi savunduğunu düşünen insanların kullandığı dilin de sizin siyasi kimliğinizin bir parçası hâline geldiğini gözden kaçırmayın.
Ve son olarak…
Evi camdan olanın eline taş vermeyin.