Gelecek “bir gün” gelmeyecek; zaten gelecekte yaşıyoruz. Peki 2030’da ne olacak?
“Gelecek zaten burada; sadece eşit dağılmıyor.” - William Gibson’a atfedilen
Geçen gün Eureka (eğlenceli bir bilimkurgu dizisi) izlerken bir cümle çarptı: “Gelecek çoktan geldi…” Dizi falan önemli değil. Önemli olan şu: Bugün markette, işte, arabada, telefonda yaşadığımız şeyin adı bu.
Tam burada haklı bir itiraz olacak. Bazılarımız diyecek ki: “Birçoğumuz Türkiye’de yoksullukla, enflasyonla, faturalarla, geçim derdiyle uğraşıyoruz; geleceği konuşmak lüks.” Doğru. Haklılar. Ama detaylı düşündüğümüzde tam da bu yüzden geleceği konuşmak lüks değil; aslında bir mecburiyet.
Çünkü bugün “gelecek” dediğimiz şey bizim hayatımızda zaten zam olarak, kira olarak, fiyat olarak, iş olarak, platform olarak, uygulama olarak, algoritma olarak çalışıyor. Gelecek artık uzak bir bilimkurgu değil; geçim derdinin içine yani hayatlarımızın merkezine gömülmüş bir mekanizma.
Hepimizin bildiği gibi, gelecek kavramı, bizim ülkede olduğu gibi dünyanın birçok yerinde sohbetlerin “ilginç ve heyecanlandıran” konularından biridir. “5-10 yıl sonra neler olacak?” diye sorarsın; herkes bir şeyler sıralar.
Hele 5-10 yıl önce Türkiye’de bu soru sorulduğunda, cevapların çoğu neredeyse aynıydı: Robotlar, sürücüsüz arabalar, yapay zekâ destekli sistemler, metaverse (sanal evren), VR/AR (sanal/artırılmış gerçeklik) ve benzerleri…
Şimdi bir durup bakalım mı? Çünkü düşündüğümüzde yukarıda saydıklarımızın büyük kısmı gerçek oldu.
“Tamam, ama Türkiye’de yaygın değil ya da yok” diyebilirsiniz. Evet, haklısınız. Ama her şey her ülkede aynı hızla ve eşit şekilde yaşanmıyor. Ayrıca mesele şu: Bu “gelecek” dediğimiz şeylerin önemli bir bölümü tüm dünyada gerçekleşti; bazıları da günlük hayatımıza sessizce sızdı.
Bugün cebimizde taşıdığımız cihazlar, 10 yıl önceki “gelecek” konuşmalarının başrolüydü. Evde robot süpürge var, yapay zekâ artık sadece film sahnesi değil; yazı yazıyor, özet çıkarıyor, görsel üretiyor ve birçok iş yapıyor. Drone’lar teslimat denemeleri yapıyor. Kripto paralar hayatımıza girdi. VR/AR sistemleri yaygınlaşıyor ve giderek daha fazla kişi kullanıyor. Teletıp, uzaktan muayene, uzaktan takip… Hepsi hayatın içinde.
Yani yıllardır sorduğumuz o meşhur soru var ya: “Gelecek ne zaman gelecek?” Aslında cevabı belli: Gelecek geldi ve o geleceğin içinde yaşıyoruz.
Bir de şu var: Bazılarımız “gelecek” deyince otomatik olarak daha kusursuz, daha huzurlu, daha güvenli bir ortamı ve dünyayı hayal ediyor. Oysa geleceğin “daha iyi” olacağı garanti değil; sadece daha farklı olacağı garanti. Kusursuzluk da mümkün, kargaşa da… Gelecek otomatik bir biçimde sadece iyiye doğru gitmez. Bu noktayı düşünüp iyi anlamak lazım.
Peki, o zaman kritik ve düşündürücü bir soru daha: Çünkü 2030–2035, bugünün tercihlerinin sonuçlarını daha görünür yaşayacağımız bir eşik. Peki madem gelecek geldi; insanlar neden 2030–2035 için eskisi gibi liste yapamıyor? Eskiden herkesin cebinde bir “gelecekte olacaklar listesi” vardı. Şimdi yok. Neden?
1) Gelecek geldiği anda “gelecek” olmaktan çıkıyor.
İnsan zihni büyük değişimleri çok hızlı normalleştiriyor. Dün “gelecek” diye anlattığımız şey, bugün “olması gereken” oluyor. Dokunmatik ekran artık gelecek değil; bir telefonun, bir arabanın standardı. Yapay zekâ birkaç yıl önce şaşkınlık yaratıyordu; şimdi birçok işin içine giriyor.
Kısacası: Gelecek, geldiği gün bugüne dönüşür; birkaç ay sonra rutindir.
2) Eski gelecek “oyuncaktı”, yeni gelecek “kural”.
Eskiden geleceği konuşmak kolaydı; çünkü gözle görülen şeylerden bahsediyorduk: robot, drone, VR gözlüğü, otonom araba… Bugün geleceğin ana meseleleri daha “görünmez”:
- Güven: Sahte içerik, dolandırıcılık, deepfake. Bir video/ses kaydıyla “gerçekmiş gibi” dolandırıcılık artık giderek yaygınlaşıyor.
- Mahremiyet: İzlenebilirlik, veri, rıza.
- İşin dönüşümü: Aynı işin daha az kişiyle yapılması, becerinin yeniden tanımı.
- Fiyatların nasıl belirlendiği: Platform ekonomisi, algoritmik fiyatlar yani aynı ürünün aynı gün içinde bir uygulamada farklı fiyatla karşımıza çıkması.
Bu yüzden insanlar “şu cihaz çıkacak, şöyle olacak” diye artık liste yapamıyor. Çünkü cihazdan çok hayatın işleyişi değişiyor. İnsanlar madde madde konuşamıyor; çünkü gelecek artık “ürün listesi” değil, “sistem güncellemesi” oluyor.
3) Belirsizlik yükseldi: “Bir şey söyleyip yanılmayayım” dönemi.
Son yıllar bize şunu öğretti: Her an bir sürpriz çıkarabilir. Ekonomi, pandemi, iklim etkileri, jeopolitik olaylar, teknolojik gelişmeler… Her şey aynı anda değişebiliyor. Bu kadar değişkenin olduğu yerde insanlar geleceği konuşurken içgüdüsel bir fren yapıyor:
“Bilmiyorum.”, “Kesin bir şey diyemem.”, “Duruma göre değişir”.
4) “Gelecek yorgunluğu”: Sürekli gelecek dinlemek insanı yoruyor.
Bir de şu var: Her gün “gelecekle ilgili” bir haber görüyoruz. “Şu meslekler bitecek”, “şu meslekler doğacak”, “yapay zekâ her şeyi değiştirecek”. Sürekli alarm veren bir dünyada beynin savunma mekanizması devreye giriyor ve bu da geleceğe dair hayal kurma kasını biraz zayıflatıyor.
“Geleceği öngörmenin en iyi yolu onu icat etmektir.” – Alan Kay’a atfedilen
O yüzden bugün geleceği konuşmak sadece “yapay zekâ ve robot” tartışması değil. Bugün geleceği konuşmak şunları konuşmak: Güven kavramı nasıl kurulacak? Dikkat nasıl yönetilecek? İşimizi nasıl yapıp nasıl tanımlayacağız? Hangi değerlerle yaşayıp ayakta duracağız? Fiyatlar nasıl oluşacak? Mahremiyet nasıl oluşturulacak?
Evet, bu ülkede insanların büyük kısmı “gelecekten önce bugünü” kurtarmaya çalışıyor. Ama geleceği konuşmayı bırakmak lüks değil; risk. Çünkü geleceği konuşmadığında, geleceği birileri konuşur ve sana sadece sonucu kalır: daha pahalı hayat, daha kırılgan iş, daha az güven, daha fazla problem.
Gelecek “uçan araba” değil. Gelecek; fiyatların nasıl belirlendiği, işin nasıl dönüştüğü, güvenin nasıl kurulduğu. Biz artık gelecekte yaşıyoruz. Soru şu: Bu gelecekte seyirci mi olacağız, oyuncu mu?
Bu yazımla bağlantılı olarak, bu konuya ilgi duyanların 2015 yılında vizyona giren Ex Machina filmini, 2016 yılında başlayan Westworld dizisini izlemelerini ve Henry A. Kissinger, Eric Schmidt ve Daniel Huttenlocher’ın Yapay Zekâ Çağı: İnsanın Geleceği (The Age of AI: And Our Human Future) isimli kitabını okumalarını öneririm.
Son soru:
Senin 2030–2035 için tek bir madde hakkın olsa, “uçan araba” mı yazarsın, yoksa “güven” mi?
Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle…