Eskişehir, “olup biten ama hesabı sorulmayan” saldırıların şehri mi olacak, yoksa bu zincirin bir noktada kırıldığı bir kent mi?
Eskişehir, Sakarya Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Hakkı Sağlam'a yapılan saldırıyı konuşuyor. Şehrin en önemli basın kuruluşlarından biri olan ve yazı işleri müdürüne gösterilen bu cüreti anlamak için küçük ama tekrarlanan şiddet anlarına bakmak yeterlidir.
Eskişehir’de hafızayı yokladığımızda, bu anların sayısı ürkütücü…
İlk hatıladığım, gazeteci Cihan Yıldırım’a yapılan saldırıydı. Ardından, Yılmaz Büyükerşen’e hat boyunda yönelen saldırı geldi; kent, alışık olmadığı bir sarsıntıyla irkilmişti. Belediye binasının basılması, bir iş insanının bacağından vurulması, AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak’ın basın danışmanının evinin önüne kadar takip edilip darp edilmesi… Ve son olarak gazeteci Hakkı Sağlam’a yapılan saldırı.
Bu olayların her biri yaşandığı anda “lanetli”, “kabul edilemez”, “korkunç” sıfatlarıyla anıldı. Ancak sonrası, sonrası yok.
Olaylar geçip gittikten sonra ne oldu? Kim yaptı, kim yaptırdı, neden yaptırdı?
Bu soruların cevabına kamuoyu hiçbir zaman açık biçimde ulaşmadı. Saldırılar oldu, hafızaya kazındı ve ardından sessizlik...
Şiddetin kendisi kadar, onun buharlaşıp gitmesi de düşündürücü.
Faili meçhul değil belki ama faili görünmez, faili konuşulmaz kalan düzenle karşı karşıyayız. Bir şeyler oluyor, herkes biliyor, herkes konuşuyor; sonra dosya kapanıyor, perde iniyor.
Tam da bu nedenle, Eskişehir Valisi Erdinç Yılmaz’ın göreve başlar başlamaz karşısında bulduğu tablo, sıradan bir asayiş meselesi olarak görülemez. Hakkı Sağlam’a yönelik saldırı, yalnızca bir gazeteciye yönelmiş şiddet eylemi olarak okunmamalıdır. Bu olay, hem vali hem de emniyet yönetimi açısından ciddi bir sınavdır. Daha doğrusu, bir eşiktir…
Bu eşik tam olarak şudur: Eskişehir, “olup biten ama hesabı sorulmayan” saldırıların şehri mi olacak, yoksa bu zincirin bir noktada kırıldığı bir kent mi?
Eskişehir'i bu çapsız mafya zihniyetine mi teslim edeceğiz? Yoksa gerçekten bunlarla yüzleşecek güç ve cesaret gösterilecek mi?
Şiddetin gölgesinde susarak yaşamaya mı alışacağız? Yoksa suskunluğu bozan, şiddetin karşısında duran bir kamu düzeni mi kurulacak?
Cevabı, sloganlar değil; dosyalar, soruşturmalar ve sonuçlar verecek.
Umarım Eskişehir kazanır, Türkiye'nin en güvenli şehri üç beş çapulcunun eline terkedilmez.
Aksi halde şiddetin gölgesinde yaşamak, zamanla bir alışkanlığa dönüşür. Suskunluk, düzenin parçası haline gelir. Kamusal alan daralır. Gazetecilik, siyaset, itiraz, hepsi kabuğuna çekilir.