Sorun yalnızca CHP'nin kendi içinde tartışması değil. Sorun, bu tartışmanın memleketin bütün meselelerini yutacak kadar büyümesi.

CHP'nin altı okunu tanımayan yoktur. Ancak bu okların neyi temsil ettiğinin altını dolduracak insan sayısı, bana kalırsa oldukça azdır.

Ama aynı vatandaşa son kurultaydan bu yana partide “kim kimin yanında” ya da “kim kimin karşısında” diye sorsanız, bülbül kesileceklerini düşünüyorum.

Partinin ideolojik referansları toplumun hafızasında giderek silikleşirken, parti içi mücadeleler neredeyse gündelik siyasetin ana eksenine dönüştü.

Cumhuriyet Halk Partisi’ne "kurultaylar partisi" deniyor. Son zamanlarda yaşananlar bu sıfatın ne kadar haklı olduğunu gösterir nitelikte. Kurultay, kurultayın meşruiyeti, mutlak butlan, delegeler, ihraçlar, görevden almalar... Bir siyasi partinin iç hukukuna ait olması gereken meseleler, neredeyse ülkenin tek siyasi meselesi haline geldi.

Şiirler, türküler, sloganların neredeyse tamamı bu kavgayı kutsal bir mücadele görüntüsü vermek için boca ediliyor.

Örneğin geçen gün Avusturya İşçi Marşı’yla kendi genel başkanını öven bir CHP'linin paylaşımına gülmeden edemedim. Ya da bir Alevi değişiyle, bir diğeri kendi genel başkanını övüyordu.

Sorun yalnızca CHP'nin kendi içinde tartışması değil. Sorun, bu tartışmanın memleketin bütün meselelerini yutacak kadar büyümesi.

Ekonomik darboğazın derinleştiği, gelir dağılımının bozulduğu, adalet tartışmalarının arttığı, dış politikada belirsizliklerin yaşandığı bir dönemde, televizyon ekranlarını saatlerce parti içi hesaplaşmaların kaplaması, zaten siyaset karşısında yorulmuş vatandaşı kusma haline sokuyor bana kalırsa.

Vatandaş kimin haklı olduğu kadar, hatta ondan daha fazla, bütün bu kavganın kendi hayatına ne getireceğini merak ediyor. Fakat karşısına çıkan manzara çoğu zaman isimlerin yer değiştirmesinden ibaret kalıyor.

Yalçın Küçük, siyasal partilerin en sert kavgalarının çoğunun ideolojiden çok örgüt üzerinde hakimiyet mücadelesi olduğuna işaret eder. Parti, yalnızca fikirlerin değil, kadroların, temsilin ve gelecekte kurulacak iktidarın da paylaşım alanı olduğunu belirtir.

Bu nedenle parti içi mücadeleler çoğu zaman dışarıdan görüldüğü kadar "ilkesel" değildir; aynı zamanda bir güç mimarisinin yeniden kurulma işidir.

CHP'de bugün yaşananları yalnızca kişisel rekabet ya da hukuki tartışmalar üzerinden okumak da eksik kalır. Asıl mesele, partinin hangi siyasal dili kuracağı, hangi toplumsal kesimlerle nasıl ilişki geliştireceği ve iktidar iddiasını hangi örgütsel model üzerine inşa edeceğidir. Fakat bu tartışmalar, kamuoyuna çoğu zaman yalnızca kişiler üzerinden yansıyor.

İşte tam bu noktada vatandaşın siyasete olan mesafesi büyüyor. Çünkü vatandaş, liderlerin birbirini tasfiye etmesini değil, kendi hayatına dokunacak bir siyasal ufuk görmek istiyor.

Belki de CHP'nin altı okuna iki ok daha eklemesi gerekiyor.

Biri “sükûnet”, diğeri ise “istikamet.”