Yıllardır bize anlatılan hikâye şuydu: Rekabet olacak, firmalar birbirleriyle yarışacak, fiyatlar düşecek ve tüketici kazanacak. Peki ya gerçek farklıysa?

Son günlerde basında sıkça yer bulan beyaz et sektörüne yönelik soruşturma derinleştikçe ortaya çıkan tablo, yalnızca birkaç şirket arasındaki ilişkilere dair bir hikâye anlatmıyor. Aslında çok daha büyük bir gerçeğe işaret ediyor.

İddialara göre sektörün büyük oyuncuları birbirlerinin satış rakamlarını, ihracat miktarlarını, üretim planlarını, stok durumlarını ve hatta gelecekteki fiyat değişikliklerini biliyorlardı. Dahası, bu bilgiler piyasanın doğal işleyişi içinde tahmin edilerek değil, doğrudan temaslar ve veri paylaşımları yoluyla elde ediliyordu.

Şimdi durup düşünelim.

Vatandaş market rafında tavuk etinin neden zamlandığını anlamaya çalışırken, üreticiler rakiplerinin ne kadar satış yaptığını, ne kadar üretim gerçekleştirdiğini ve hangi fiyatları uygulayacağını önceden biliyorsa, ortada gerçekten bir rekabetten söz edilebilir mi?

Yıllardır bize anlatılan hikâye şuydu: Rekabet olacak, firmalar birbirleriyle yarışacak, fiyatlar düşecek ve tüketici kazanacak.

Peki ya gerçek farklıysa?

Belki de sorun birkaç şirket yöneticisinin yaptığı hatalarda değil, sistemin işleyişindedir.

Çünkü kapitalizm teoride rekabet üretir; pratikte ise büyük sermayeyi büyütür. Büyüyen sermaye piyasaya hâkim olur. Piyasaya hâkim olanlar birbirlerini yakından izlemeye başlar. Bir süre sonra rakip olmaktan çok aynı oyunun ortaklarına dönüşürler.

Bugün beyaz et sektöründe tartışılan iddialar tam da buna işaret ediyor. Eğer birkaç büyük şirket pazarın büyük kısmını kontrol ediyor ve birbirlerinin kapasitesinden, maliyetinden, satışından haberdar oluyorsa, fiyatların yalnızca arz ve talep tarafından belirlendiğini söylemek güçleşiyor.

O zaman ortaya şu soru çıkıyor:

Vatandaş yüksek fiyat ödüyorsa bunun nedeni gerçekten maliyetler mi, yoksa piyasayı kontrol edenlerin kârlılık iştahı mı?

Elbette bu sorunun nihai cevabını soruşturma verecek. Hukuki süreç tamamlanmadan kimse hakkında kesin hüküm kurmak doğru olmaz.

Ancak soruşturmanın kendisi bile önemli bir gerçeği yeniden gündeme getiriyor: Gıda gibi milyonlarca insanın yaşamını doğrudan etkileyen stratejik sektörler, birkaç büyük şirketin kâr hesaplarına teslim edildiğinde ortaya çıkan sonuç toplumsal ihtiyaçlarla değil, kârlılık hedefleriyle şekilleniyor.

Belki de asıl tartışmamız gereken budur.

Çünkü mesele yalnızca tavuk fiyatları değil.

Mesele, soframıza gelen gıdanın kimlerin kontrolünde olduğu ve bu kontrolün kimin yararına kullanıldığıdır.

Beyaz et soruşturması sonunda ne çıkarsa çıksın, geride şu soru kalacak:

Ortada birkaç şirketin hatası mı var, yoksa bize yıllardır “rekabet” diye anlatılan düzenin doğal sonucu mu?