Sorun birkaç caddenin trafiğe kapanması değil; arabasız kalmaya tahammül edemeyen bir zihniyetle yüzleşmek zorunda kalmak.
Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin belirli cadde ve saatlerde hayata geçirdiği Arabasız Pazar uygulaması, bana bir kez daha gösterdi ki bu şehirde tartışma konusu hâlâ çevre, yaşam kalitesi ya da kamusal alan değil; arabaya ne kadar dokunulduğu meselesi. Daha doğrusu, arabaya dokunulmasına tahammül edememe hâli.
Oysa Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, belediyeciliğin yalnızca beton, bina ve asfalt üretmekten ibaret olmadığını daha önce pek çok söylemi ve uygulamasıyla açıkça ortaya koymuştu. Arabasız Pazar’ı da tam olarak bu çizginin devamı olarak görüyorum: somut bir yapı değil, soyut ama etkisi güçlü bir farkındalık işi. Şehir insanına ait olduğu alanı hatırlatan, aidiyet duygusunu güçlendiren, özgürlük alanlarını genişleten ve en önemlisi rutine meydan okuyan bir çağrı.
Buna rağmen bazıları bu çağrıyı, sanki Eskişehir bir gecede araç trafiğine tamamen kapatılmış gibi algılamayı —ya da öyleymiş gibi davranmayı— tercih ediyor. O gün arabaya binmek isteyenlerin özgürlüğü ellerinden alınmış, şehir abluka altına alınmış gibi bir dil kuruluyor. Bunun gerçekle ilgisi olmadığını görmek için özel bir çaba gerekmiyor.
Altı üstü ayda bir, birkaç caddeyle sınırlı, belirli saatlerde uygulanacak bir projeden söz ediyoruz. Üstelik gördüğüm kadarıyla katılanların büyük çoğunluğu bu uygulamadan son derece memnun. Yürüyen, duran, sohbet eden, nefes alan insanların olduğu bir şehir manzarası pek çok Eskişehirliye iyi gelmiş durumda. Buna rağmen sırf muhalif olmak adına muhalefet üretmeyi tercih edenler var.
Çünkü bana kalırsa mesele Arabasız Pazar değil.
Mesele, “olmuyor, böyle gitmeyecek, bir yerden Ayşe Ünlüce’yi eleştirelim” noktasına çoktan gelmiş olmak.
İyi bir işi eleştirmek için bahane bulmanın gerçekten zor olduğunu düşünüyorum. Bunu başaranların ise ciddi bir mesai harcamış olabileceğini inkâr edemem. Zira ortada ne kalıcı bir yasak var, ne zorlayıcı bir dayatma, ne de gündelik hayatı felç eden bir durum. Sadece kısa süreli bir hatırlatma var: Şehirler arabalar için değil, insanlar için vardır.
“Esnaf zarar görür” klişesinin de bu noktada bilinçli biçimde devreye sokulduğunu görüyorum. Oysa dünya örnekleri defalarca gösterdi ki yaya öncelikli günler esnafı bitirmez; aksine şehri canlı kılar. Ulaşım aksamaz; alternatifler görünür olur. Trafik çözülmez belki ama en azından kimin için çözülemediği açıkça ortaya çıkar.
Asıl rahatsızlığın, bu tür uygulamaların sembolik bulunması olduğunu düşünüyorum. Evet, Arabasız Pazar tek başına her şeyi değiştirmez. Ama hiçbir dönüşüm, sembolik adımlar küçümsenerek başlamaz. Bugün birkaç saatliğine arabadan inemeyenlerin, yarın bu şehirde neden yürünecek yer kalmadığını sorgulama hakkı da zayıflar.
Ben Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı işi cesur, yerinde ve gerekli buluyorum. Buna karşı çıkmayı ilericilik değil, açıkça alışkanlık muhafızlığı olarak görüyorum.
Şehir, benim için biraz da arabadan inebildiğimiz zaman şehirdir.
Bunu ayda bir Pazar günü hatırlamak bile bazılarına fazla geliyorsa, sorun projede değil; aynaya bakmakta zorlanan zihniyettedir.