Gündemi nutuklar, siyasi lakırdılar, reyting odaklı hikâyeler üzerinden takip ediyoruz. Ama gerçek gündem sokakta, evlerde, pazarda, hastanede, okulda, yollarda…
Bazen şehir gündemine bakarken “Acaba başka bir dünyada mı yaşıyoruz?” diye düşünmeden edemiyorum. Yerel medyamızın farkındalığı yüksek; siyaset ve dedikodunun reytingine duyulan zaafımızı inkar edemeyiz. Ama sokakta, 3–5 bin kişinin dışındaki günlük hayatın içinde bulunan, kimi sessiz kimi sesi duyulamayan isyanı görmezden geliyoruz.
Gerçekten ekonomi, sağlık, adalet, eğitim, güvenlik her şey yolundaymış gibi; sürekli kim ne demiş, kim nereye hazırlanıyor, kim kimle fotoğraf çektirmiş, kim harikulade, kim kusursuz silsilesinde mi kalalım? Her gün yürüdüğüm aynı yollarda karşıma çıkan tablolar, içinde bulunduğumuz gerçek gündemin bir fotoğrafı gibi can yakmaya başladı. Boş dükkânlar, sokakta çocuklarını gezdiren yorgun babalar, kafasına göre marketten çikolata alamayan çocuklar… Bunlar göz ardı edilemeyecek sahneler.
Yaşlılarımız ve emeklilerimiz S.O.S. veriyor. Kimisi 20 bin TL ile ölmemeye çalışıyor, kimisi bu gelire dahi sahip olamıyor. Maaşı kirasını zar zor karşılayan, artık çalışacak fiziksel gücü kalmamış insanlar… 70 yaş üstü, zor yürüyen vatandaşlarımız pazar arabalarıyla çöplerden atık, karton, şişe topluyor; dükkan dükkan gezip üç çift çorap, patik satarak mecburi mesaiye tutunuyor.
Ama sadece yaşlılar değil. Markette çocuğunun önünde duran çikolatayı alamayan babalar, ailesinin zar zor okuttuğu ve dar imkanlarla dışarıda bir fincan kahve içmeyi lüks gören öğrenciler… Ekonomik zorluk ve toplumsal adaletsizlik sadece yaşlıları değil, gençleri, çalışanları, küçük esnafı da yutuyor. Fakat toplumun bir kısmı, dolu mekanlara, restoranlara bakarak, “Herkesin arabası var, herkes AVM’de geziyor” gibi sahte bir rahatlama cümlesiyle vicdanını susturuyor. Yok öyle yağma.
Ekonomik yoksunluk ile başlayan süreç, toplumsal dokuda bir erozyona dönüşüyor. Akrabalık, komşuluk, dostluk gibi dayanışma unsurları çözülmüş, aile içi bile artık güvenli liman değil kimilerine. İnsanlar kafasında bin düşünceyle, gergin, mutsuz, kavgaya her an sebep arayan, kimi zaman kaybedecek bir şeyi kalmadığını düşünüp kendine kıymaktan geri durmayan hâle geliyor. Biz bile ara ara hatırlamak, bunlara ara isyan etmekten uzak düşmüşüz.
Ve tabii ki tek gündem fakirlik değil. Sağlık sistemi lüks binalarda tedavi etmekten uzak, büyük saraylarda adaleti vicdanları rahatlatacak şekilde uygulayamıyor. Eğitim düzeni, tek kişilik sıralarda dünya ortalamasının çok altında bir müfredat ve siyasi saiklere teslim edilmiş bir sistem vaat ediyor. İnsanlar başlarını sokacak, bütçesini karşılayabileceği kiralık ev bulamıyor; markete girmeye korkuyor, Ramazan ayında pide yerine ekmek almak zorunda kalıyor; hasta olsalar randevu bulamıyor, bulsalar verimli bir tedaviye ulaşamıyor, ilaç alacak olsalar orijinalinden çok replikası ile şifa arıyorlar. Hak aramaya kalkanın dava süreçleri yıllara yayılıyor, çıkan sonuçlar hak arama motivasyonuna sekte vuruyor.
Sadece ekonomik ve kurumsal eksiklikler değil; akran zorbalığı, internetin sınırsız kötü örnekleri, TV programları ve dizilerdeki sahte ilizyonlarla 15 yaşında körleşen, kontağı kapatan benlikler de şifa bulamıyor. Şiddete, hayvanlara, çocuklara, kadınlara ve kendini savunamayanlara karşı organize kötülüğe, onlara bunu reva gören korkakların güç karşısında nasıl pasifleştiğine sessiz kalıyoruz.
İnsanlar başlarını sokacak ev, doya doya yiyecek yemek bulamıyor; sağlık, eğitim, adalet haklarına ulaşamıyor; gençler umutlarını yitiriyor. Sokaklarda, pazarda, otobüs duraklarında ve marketlerde gözlemlediğim manzaralar bunu fısıldıyor: toplumsal erozyon artık kaçınılmaz bir hâl aldı.
Haklı olarak kafamızda bin düşünceyle yaşadığımız ana odaklanmaktan uzak, gergin, mutsuz ve kaybedecek bir şeyi kalmadığını düşünen vakalar… Bunlar yalnızca kişisel değil; toplumsal bir kırılmanın göstergesi.
Ve bütün bunlara rağmen hâlâ biz, gündemi nutuklar, siyasi lakırdılar, reyting odaklı hikâyeler üzerinden takip ediyoruz. Ama gerçek gündem sokakta, evlerde, pazarda, hastanede, okulda, yollarda… İnsanların yaşamında, umutlarında ve güvenlerinde duruyor. Oraya bakmaktan başka çaremiz yok.
Ne Olacak Bu Ülkenin Hali?