Gürhan Albayrak mahallesinden yükselen alkışlara kapılıyor; ancak alkış, siyasetin en yanıltıcı pusulasıdır.
AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak’ın, ESKİ üzerinden gösterdiği tepki, ortalığı toza dumana katması, elbette not edilmeli.
Kent içi muhalefetin yapması gerekeni yaptı; refleks gösterdi, görünür oldu.
ESKİ üzerinden yaşananlar siyasetin asgari müştereklerinden.
Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce’nin yaşanan olay karşısındaki duruşu da oldukça değerliydi. Lafı dolandırmadan, bürokratik olarak zor, kurum işleyişi için daha da zor bir adımı atarak ilgili bürokratı görevden aldı. Bununla da yetinmeyerek kapsamlı bir kurum için soruşturma başlattı. Daha da kıymetlisi duymak istemeyenlere karşı bile sınırları zorlayan hoşgörülü ve açıklayıcı tavrıydı.
Nihayetinde geçtiğimiz günlerde bir şikayeti ve o şikayete verilen açık yanıtı izledik.
Buraya kadar olan kısım, yerel siyasetin gündelik işlerinden.
Rakibin açığını ara, bul ve yıprat…
Şimdi gelelim asıl meseleye, Albayrak’ın bu cesur cevval görüntüsü nereye evrilecek?
Gürhan Albayrak, aynı açıklığı ve keskinliği, daha ağır başlıklarda da sergileyebilecek mi?
Örneğin özelleştirmeler…
Eskişehir’de sağlık alanlarının birer birer özelleştirme kapsamına alınması, teknik bir idari işlem olmanın ötesinde, kamusal alanın daralmasına dair bir tartışmayı da beraberinde getiriyor.
Albayrak’ın rakibe karşı sergilediği yüksek itiraz bu durum karşısında bir tavır üretmeye yetecek mi?
İtiraz ses yükseltme hali iken; tavır ise yön tayin etme meziyetidir.
Albayrak’tan beklenen, bu başlıkta lafı dolandırmadan, net bir siyasal tavır alması ve tavrın Eskişehir’den yana olması.
Benzer biçimde, Seyitgazi’deki yangında hayatını kaybeden 10 yurttaşa ilişkin süreçte soruşturma izni verilmemesi de, yalnızca hukuki bir prosedür meselesi değil; kamu vicdanını ilgilendiren bir olay.
Bu tür dosyalar, siyasetin konfor alanını daralttığı için ciddi anlamda “cesaret” dediğimiz şeyin sınandığı durumlardır aynı zamanda.
Sonuçta rakipte pireyi deve yaparken kendinde deveyi pire yapmanın, rakipteki hataya karşı sert çıkışın anlık alkış alması olası...
Fakat Gürhan Albayrak’ın önünde çok başka bir soru var cevaplanması gereken; Tepki veren bir siyaset mi, yoksa yön çizen bir siyaset mi izleyecek.
Albayrak’ın sert çıkışlarla kendi mahallesinden topladığı alkışların cazibesine kapıldığı izlenimi güçleniyor. Alkış, siyasetin en hızlı geri bildirimi ama aynı zamanda en yanıltıcı pusulası olabilir. Bana kalırsa pusula, alkışın sesi değil de meselelerin ve makamın ağırlığına yaslanan bir aklıselim olmalı.
Nitekim AK Parti’nin Eskişehir’de daha “şahin” bir çizgiyi temsil etmesi beklenen ismi Nebi Hatipoğlu’nun dahi, yer yer daha temkinli bir dil kullandığı görülüyor. Benzer şekilde, fazla görünürlük arayışına girmeden yol alan Ayşen Gürcan ve Fatih Dönmez’in izlediği çizgi; siyasetin yalnızca yüksek sesle değil, süreklilik ve dengeyle de yapılabildiğini hatırlatıyor. Hasılı; siyasete en uzlaşmacı profillerden biri olarak giren Gürhan Albayrak, siyasette kan kaybederken, cesareti ne yazık ki sert söylemlerde arıyor.
Bana kalırsa da ciddi şekilde yanılıyor.
Cesaret kendi mahallenin beklentisini karşılamaktan ziyade, gerektiğinde kendi mahallene yapılan hataları göstermektir.
Öyle değil mi?