Gerçek kalkınma, doğal varlıkları tüketerek değil, onları koruyarak üretimi sürdürülebilir kılabilmektir. Bir ülke maden çıkarabilir; ancak verimli tarım toprağını yeniden oluşturamaz.

Bir ülkenin zenginliği yalnızca yer altındaki maden rezervleriyle ölçülemez. Asıl zenginlik, yer üstünde üretmeye devam eden verimli topraklarda, temiz suda ve bunları yaşatan emektedir. Ne var ki son yıllarda tarım arazilerinin madencilik faaliyetlerine açılması, “kalkınma” ve “yatırım” söylemleriyle giderek daha fazla meşrulaştırılıyor. Oysa her kalkınma iddiası, kimin kazandığına ve kimin bedel ödediğine bakılarak değerlendirilmelidir.

Maden elbette ekonomik bir değerdir. Ancak mesele, maden çıkarılması ile tarımın karşı karşıya getirildiği noktada hangi tercihin yapıldığıdır. Bir tarafta binlerce yılda oluşmuş verimli topraklar, su havzaları ve gıda üretimi; diğer tarafta ise ekonomik ömrü sınırlı, çıkarıldığı anda tükenmeye başlayan yer altı kaynakları vardır. Buna rağmen tercih çoğu zaman uzun vadeli toplumsal çıkar yerine kısa vadeli ekonomik kazançtan yana kullanılmaktadır.

Bu durum tesadüf değildir. Çünkü sermaye, doğayı ortak yaşamın temeli olarak değil, ekonomik değere dönüştürülebilecek bir kaynak olarak görür. Toprağın tarımsal üretim kapasitesi, suyun yaşam için taşıdığı önem ya da köylünün üretimde kalması, kâr hesaplarının gerisinde kalır. Böylece doğa metalaşırken, onu koruyarak üreten insanlar da sistemin en kolay gözden çıkarılan kesimi hâline gelir.

Üstelik kaybedilen yalnızca tarım arazileri değildir. Maden faaliyetleriyle bozulan ekosistem, kirlenen su kaynakları ve zayıflayan kırsal ekonomi, ülkenin gıda güvencesini de doğrudan etkiler. Bugün toprağını kaybeden üretici, yarın üretimden çekilir; üretim azaldıkça ithalat artar, gıda fiyatları yükselir ve bunun yükünü bütün toplum taşır. Kâr ise çoğu zaman belirli şirketlerin bilançosunda kalır.

Gerçek kalkınma, doğal varlıkları tüketerek değil, onları koruyarak üretimi sürdürülebilir kılabilmektir. Bir ülke maden çıkarabilir; ancak verimli tarım toprağını yeniden oluşturamaz. Bir maden sahasının ekonomik ömrü onlarca yıl olabilir, fakat sağlıklı bir tarım toprağının oluşması binlerce yılı bulur. Bu nedenle toprağı yalnız bugünün yatırım hesabıyla değerlendirmek, geleceğin üretim kapasitesini bugünden ipotek altına almaktır.

Bugün verilmesi gereken karar, maden mi tarım mı sorusundan ibaret değildir. Asıl soru şudur: Ülkenin doğal varlıkları toplumun ortak geleceği için mi korunacak, yoksa kısa vadeli sermaye birikiminin aracı olarak mı görülecek? Bu soruya verilecek yanıt, yalnız ekonomik modeli değil, gelecek kuşaklara nasıl bir ülke bırakılacağını da belirleyecektir.