Tarım büyüyor gibi görünüyor ama bu büyüme üreticiye eşit dağılmıyor.Bugün birçok üründe tüketicinin markette ödediği fiyatın küçük bir kısmı çiftçinin eline geçiyor.

Türkiye’de tarım rakamlarına bakınca ilk bakışta olumlu bir tablo görünüyor. Tarımsal hasıla yıllar içinde katlanarak artmış durumda. Üretim devam ediyor, gıda arzı büyük ölçüde sağlanıyor, sektör ekonomide varlığını koruyor.

Ama asıl kritik soru şu:

Bu büyüyen pastadan çiftçiye ne kadar pay düşüyor?

Cevap, ne yazık ki, pek iç açıcı değil.

Son 20–25 yıllık süreçte tarımsal üretimin toplam değeri artarken, üreticinin yani çiftçinin bu değerden aldığı payın giderek düştüğünü gösteren güçlü bir eğilim var. Kabaca bir çerçeve çizmek gerekirse; 2000’li yılların başında çiftçi, ürettiği ürünün nihai değerinin yaklaşık %30–40’ını alırken, bugün bu oranın çoğu üründe %15–25 bandına kadar gerilediği görülüyor.

Peki bu ne anlama geliyor?

Büyüyen ekonomi, küçülen pay…

Tarım sektörü aslında bir zincir. Çiftçi üretir; ürün işlenir, taşınır, paketlenir ve market rafına ulaşır. Bu zincirin her halkası pay alır.

Sorun şu ki, zincirin en başındaki üretici, yani çiftçi, giderek en zayıf halkaya dönüşmüş durumda.

Mazot, gübre, yem ve ilaç gibi girdilerin maliyeti son yıllarda sert biçimde arttı. Çiftçi daha tarlaya girmeden ciddi bir maliyet yüküyle karşı karşıya kalıyor. Ürününü sattığında ise fiyat çoğu zaman piyasa koşulları ve aracılar tarafından belirleniyor.

Sonuç:

Hasıla büyüyor ama çiftçinin cebi büyümüyor.

Aradaki makas neden açılıyor?

Bunun birkaç temel nedeni var.

Birincisi, girdi bağımlılığı. Türkiye tarımında üretim büyük ölçüde dış girdilere dayanıyor. Gübre ve enerji fiyatlarındaki artış doğrudan üreticiye yansıyor.

İkincisi, pazarlık gücü sorunu. Küçük üretici dağınık olduğu için piyasada fiyat belirleyici değil, fiyat alıcı konumunda kalıyor.

Üçüncüsü, zincirin uzunluğu. Ürün tarladan sofraya gelirken araya giren her aşama maliyet ve kâr ekliyor.

Dördüncüsü ise örgütlenme eksikliği. Kooperatifleşme zayıf olduğu için çiftçi hem girdi alırken hem ürün satarken yalnız kalıyor.

Rakamların söylediği basit gerçek

Aslında tablo çok net:

Tarım büyüyor gibi görünüyor ama bu büyüme üreticiye eşit dağılmıyor.

Bugün birçok üründe tüketicinin markette ödediği fiyatın küçük bir kısmı çiftçinin eline geçiyor. Geri kalan büyük bölüm ise lojistikten sanayiye, perakendeden finansmana kadar zincir boyunca dağılıyor.

Asıl mesele üretmek değil, pay alabilmek.

Türkiye’de tarım tartışmaları çoğu zaman “ne kadar ürettik?” sorusuna sıkışıyor. Oysa daha önemli soru şudur:

“Üretilen değerin ne kadarını kim alıyor?”

Eğer üretici bu zincirin dışında kalıyorsa, üretimin artması tek başına refah yaratmaz.

Çünkü bir ülkede üretim büyürken, o üretimi gerçekleştiren ellerin payı küçülüyorsa, burada yalnızca ekonomik bir dengesizlik değil, yapısal bir kırılma vardır. Tarlada başlayan emek, sofraya gelene kadar çoğalırken; o emeğin sahibi giderek daha küçük bir paya razı kalıyorsa, bu düzen kendi içinde sürdürülebilir olmaktan çıkar.

Bugün tarımsal hasıla artıyor olabilir. Ama önemli olan, bu artışın kimlerin hayatını gerçekten değiştirdiğidir.

Üretici güçlendirilmeden üretim sürdürülemez. zincirin en başındaki el zayıfladığında, en parlak rakamlar bile gerçeği gizleyemez.

Ve hiçbir ekonomik büyüme, onu yaratanların giderek görünmezleştiği bir yapıda uzun süre aynı anlamı taşımaz.