Demek ki mesele, sürekli zihinlere yerleştirilmeye çalışılan Kazım Kurt-Ayşe Ünlüce savaşı değildi.

Yeni Parti’de kongre süreci il başkanlığı seçimine dayandı. Fakat ortada ne hararetli bir yarış var ne de kürsülere taşınan bir gerilim. Sandığa giden yol, şimdilik tek adaylı bir süreçten geçiyor. Mevcut İl Başkanı Talat Yalaz, karşısında başka bir isim olmadan yeniden seçilmeye hazırlanıyor.

Fakat kamuoyunun beklentisi bu değildi…

Özellikle Odunpazarı kongresinde yaşanan gerilim, il başkanlığı seçiminin de benzer bir atmosferde geçeceği yönündeki beklentileri güçlendirmişti. Yalaz’ın karşısına mutlaka bir aday çıkacağına neredeyse kesin gözüyle bakılıyordu. Hatta bu ihtimal, parti içindeki dengeleri belediye başkanları üzerinden okuyanlar için yeni bir hesaplaşmanın habercisi olarak görülüyordu.

Bugün geldiğimiz nokta ise daha başka bir mesaj veriyor.

Talat Yalaz’ın karşısına bir aday çıkmadı. Böylece kongre sürecinin en çok tartışılan başlıklarından biri de kendiliğinden anlamını yitirmeye başladı.

Demek ki mesele, sürekli zihinlere yerleştirilmeye çalışılan Kazım Kurt-Ayşe Ünlüce savaşı değildi.

Mesele, Kazım Kurt bir adayı destekliyorsa karşısına mutlaka başka bir aday çıkarmak da değildi.

Her hamleye karşı hamle yapmak, her tercihe karşı bir mevzi oluşturmak, her kongreyi güç gösterisine dönüştürmek gibi bir zorunluluk da yoktu.

Nitekim bugün bu tespiti yapabildiğimiz yere geldik.

Odunpazarı kongresinde yaşananları değerlendirirken de meselenin iki belediye başkanının mücadelesine indirgenemeyeceğini düşünüyordum. Bunu geçenlerde dile getirdim. Ancak bu düşüncenin sağlam bir zemine oturması için il başkanlığı sürecini de görmek gerekiyordu.

Çünkü siyasi yorumlarda maalesef sonuçtan önce hüküm veriliyor. Bir kongrede yaşanan gerilim, hemen daha büyük bir hesaplaşmanın delili sayılıyor. İsimler üzerinden cepheler kuruluyor, taraflar belirleniyor, sonra da herkes kendi senaryosunun gerçekleşmesini bekliyor.

Odunpazarı’nda Ayşe Ünlüce’nin Cevahir Hanım’a verdiği destek, bana göre kurumsal bir savaş ilanından çok, üstlenilen sorumluluğun bir sonucuydu. Rahmi Çınar’ın önceki dönem adaylığına yönelik itirazların Yeni Parti içerisinde daha yüksek sesle dile getirilmesi, bu tepkinin görmezden gelinmesini zorlaştırdı.

Partinin önemli aktörlerinden biri olan Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce ile milletvekili İbrahim Arslan da oluşan bu tepki karşısında tavırlarını ortaya koydu. Böylece tartışma, yalnızca Kazım Kurt’un kimi desteklediği üzerinden okunamayacak bir noktaya taşındı.

Elbette siyasi rekabetin içinde güç hesapları da vardır, kişisel beklentiler de. Ancak her siyasi tercihi iki belediye başkanının bilek güreşine bağlamak, yaşananların önemli bir bölümünü gözden kaçırmak demektir.

Biliyoruz ki kamuoyunun bir kısmı çatışmayı sever. Çünkü kavga, sakinlikten daha fazla konuşulur; gerilim, uzlaşmadan daha fazla ilgi çeker. İki isim karşı karşıya getirildiğinde sıradan bir kongre bile büyük bir siyasi hesaplaşma gibi sunulabilir.

Fakat bir iddianın gerçekliğini anlamak için sonraki gelişmelere ve sürece de bakmak lazım.

Bu yüzden il başkanlığı seçimi benim için turnusol oldu.

Bugün Kazım Kurt’un desteklediği Talat Yalaz’ın karşısına Ünlüce ya da Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç tarafından desteklenen bir aday çıkmadı. Süreç, yeni bir cepheleşmeye dönüştürülmedi.

Eğer ortada gerçekten her kongrede yeniden alevlenen, bütün hesapların belediye başkanlarının mücadelesi üzerine kurulduğu bir savaş olsaydı, il başkanlığı seçimi bunun en uygun sahnesi olabilirdi.

Bir aday çıkarılabilirdi. Elbette karşılıklı güçler ölçülür, örgüt üzerinden yeni bir hesaplaşma yürütülürdü. Üstelik Büyükşehir Belediyesinin insan kaynağı, kurumsal hacmi ve imkânları düşünüldüğünde, desteklenecek bir ismin iddialı bir yarışa girmesi de ihtimal dışı değildi.

Fakat böyle bir yol tercih edilmedi.

Bunun nedenini kesin olarak bilemeyiz. Belki taraflar yeni bir gerilimin partiye vereceği zararı gördü. Belki mevcut dengeler böyle bir yarışa ihtiyaç bırakmadı. Belki de kamuoyunda büyütülen çatışma anlatısı, örgütün gerçek gündemini tam olarak yansıtmıyordu.

Bana göre bu tablo, Odunpazarı kongresindeki gelişmeleri değerlendirirken gözden kaçırılmaması gereken önemli bir ayrıntı. Çünkü bir yerde yaşanan gerilim, başka bir yerde mutlaka tekrarlanmak zorunda değil. Aynı siyasi aktörler, farklı koşullarda farklı tercihler yapabilir.

Burada Talat Yalaz ile Rahmi Çınar’ın durumunu birbirinden ayırmak gerekiyor.

Yalaz’ın eksikleri olabilir. İl başkanlığının getirdiği zorunluluklar nedeniyle zaman zaman farklı dengeleri gözetmekte zorlanmış da olabilir. Hiçbir siyasi aktör eleştiriden muaf değil. Ancak Yalaz’ın adaylığına yönelik taban tepkisinin, Odunpazarı’ndaki Rahmi Çınar tartışmasıyla aynı düzeyde olduğunu söylemek mümkün görünmüyor.

Odunpazarı’nda ortaya çıkan tepki, parti içindeki bazı isimleri açıkça tavır almaya zorlayan bir noktaya ulaştı. İl başkanlığı sürecinde ise benzer bir baskının oluştuğunu görmüyoruz.

Yeni Parti, iktidar hedefiyle yol yürümek isteyen bir siyasi yapıysa, kendi içinde sürekli cepheler oluşturarak ilerleyemez. Bugün kongrede karşı karşıya gelenlerin yarın aynı hedef doğrultusunda birlikte çalışması gerekecek bunu yakın zaman sonra göreceğiz.

Birbirine küsen, kişisel hesapları siyasi mücadelenin önüne koyan, her farklılığı bir düşmanlık gerekçesine dönüştüren bir örgüt yapısının uzun vadede kazanması imkansız.

Elbette parti içi rekabetten çıkar sağlayanlar vardır. Siyasi gerilimden beslenen, tarafların arasındaki mesafeyi büyüttükçe kendisine alan açanlar da her zaman olacaktır. Ancak örgütün tamamını bu anlayışla hareket ediyor gibi değerlendirmek de haksızlık olur.

Bugünkü görüntü, en azından il başkanlığı yarışında, daha sakin bir süreci tercih edenlerin ağırlık kazandığını gösteriyor.

Bütün bunlara rağmen açık konuşayım: Ben il başkanlığı için bir yarış olmasını isterdim.

Çünkü rekabet, sınırları korunduğu sürece siyasetin düşmanı değil, gelişmesinin önemli araçlarından biridir. İnsanları kendilerini yenilemeye, eksiklerini görmeye, iddialarını ortaya koymaya teşvik eder. Örgütün nabzını tutar, üyeye söz hakkı verir, yönetime de kendisini yeniden anlatma fırsatı sunar.

Kaybetmek ise dünyanın sonu değildir. Kazananın karşısında eleştiren, yanlışları gösteren, eksikleri hatırlatan bir yapının bulunması da doğru işlediğinde örgüt için kazanımdır.

Hatta bazen karşısında güçlü bir alternatifin bulunması, kazananın elini daha da güçlendirir. Çünkü aldığı desteğin tesadüf olmadığını, üyelerin tercihiyle ortaya çıktığını bilir.

Bu nedenle yarışsız bir kongre huzur açısından olumlu, siyasi heyecan açısından ise eksik kalabilir.

Sıra şimdi Yalaz’a geldi…

Talat Yalaz, önce pazar günü üyelerin oylarıyla temayül sürecinden geçecek, ardından 25 Ekim’de yapılacak kongreyle il başkanlığı görevini resmen yeniden üstlenecek.

Bu süreçten sonra kendisini bekleyen asıl sorumluluğun, yalnızca yönetimi oluşturmak ya da kongreyi tamamlamak olmadığını düşünüyorum. Farklı beklentileri aynı örgüt çatısı altında buluşturmak, eleştirileri dikkate almak ve kişisel hesapların önüne ortak hedefleri koymak zorunda.

Tecrübeli bir il başkanı olarak kongre sürecinin ortaya çıkardığı işaretleri okuyacağını, yönetim tercihlerinde dengeleri gözetirken partinin bütününü önceleyeceğini umuyorum.

Talat Yalaz’a şimdiden başarılar diliyorum.

Dilerim bu yarışsız sürecin sağladığı huzur, kongre salonunun kapısından çıkınca da korunur.