Anons böyle başlasa yeridir. Zira Anadolu Üniversitesi’nin promosyon hikayesi, tam da bu serinletici teselli cümlesine yakışır bir hal aldı.
Ocak geldi, geçiyor. Takvim yaprakları devrildi. Yüz bin lirayı aşan promosyon ödemeleri ise çalışanların hesabına bir türlü uğramadı, uğrayamadı.
Bekleyiş uzadıkça belirsizlik koyulaştı; zaman aktı, mesele yerinde saydı. Türkiye’de zamanın en iyi yaptığı şeylerden biri budur zaten: Akmak ve hiçbir şeyi ilerletmemek.
Üniversite gecikmeyi açıklamakta gecikmedi elbette: “Öngörülemeyen teknik ve idari sorunlar”… Kurumsal hayatın evrensel parolası. Neredeyse her kapıyı açan, her aksaklığı meşrulaştıran o sihirli formül. Bu gerekçeyle sözleşmenin “karşılıklı olarak” feshedildiği duyuruldu. Karşılıklılık kısmı ayrıca dikkat çekici; zira genellikle karşılıklı olmayan şeyler, metinlerde ısrarla karşılıklı yazılır.
Mesele kapanmış gibi yapıldı ama kapanmadı. Kapanmadığı gibi, çalışanların yüreğine bir damla su serpmek de ihmal edilmedi. Aynı açıklamada, personelin mali haklarını korumak için “yeni bir sürecin” başlatıldığı müjdelendi. Süreç… Türkiye’nin en elastik kavramlarından biri... Ne zaman başlar, ne zaman biter, neye evrilir belli değildir ama adı vardır. Çoğu zaman adının olması yettiği için de sorgulanmaz.
Oysa işin özü gayet yalın… Bankalar, çalışanların maaşları üzerinden ciddi bir kârlılık ve nakit akışı sağlar. Bunun karşılığında, elde ettikleri kazancın küçük bir bölümünü “promosyon” adı altında çalışana verirler. Bu bir iyilik, bir jest, bir hayır işi değildir.
Bir paylaşım ilişkisidir. Daha doğrusu, normal koşullarda öyle olması gerekir.
Bugün gelinen noktada paylaşım yok.
Kazanç var, ama paylaşım askıda. Çalışan bekliyor; açıklama geliyor, süreç başlıyor, sözleşme bitiyor. Çalışanın hesabına yatan tek şey ise belirsizlik… O da zaten bu memleketin en düzenli çalışan mekanizması.
İmza gününe geri dönüp bakınca tablo daha da ironikleşiyor. O gün, şeffaf ve titizlikle yürütüldüğü söylenen bir süreç sunulmuştu. Rektör Adıgüzel, “rekor promosyonu” haklı bir gururla duyurmuştu: “Çalışanlarımızın refahını önceleyen bu anlaşma, üniversitemizin katılımcı yönetim tarzının göstergesidir…”
Devamı da vardı: 4.333 personel için 111.500 TL, en yüksek teklif, büyük başarı, hayırlı olsun…
Hayırlı olmadı, olamadı.
Anadolu Üniversitesi’ni uzaktan izlediğinizde, nasıl bir yönetim zihniyetiyle yol alındığını anlamak zor değil. Dönem dönem konuklarını bir otobüse doldurup gezdirmeyi “kendini anlatmak” sanan bir anlayış, açıklanması gereken asıl meselelerde dikkat çekici bir ketumluk sergiliyor.
Şeffaflık, gezilerde bol; krizlerde kıt…
Madem öyle, küçük bir öneriyle bitirelim.
Çalışanları da bir otobüse doldurup gezdirsinler. Promosyon sevinci kursağında kalanlara, Anadolu Turizm usulü bir ikram yapılsın. Soğuk sular şirketten.
Zira yatırılmayan promosyondan yüreği yananlara iyi gelir, gelebilir…