Hoca, “ben yokum” dedikçe daha çok var oluyor. Yokluğunun ispatı elimizde yok, ama varlığını ziyadesiyle hissettiren bir meydan okumayla karşımıza bir kez daha çıkıyor.
Zamansız başlayan ön seçim tartışmaları vites yükselterek devam ediyor.
CHP’nin yerel siyasetinde “ön seçim” meselesi, bir ilke tartışmasının serinkanlı zemininden çoktan kopmuş görünüyor. Daha ziyade, bir tür güç gösterisi sahasına dönüşmüş durumda.
Ön seçim, yapılmasından çok sürekli dile getirilmesi gereken bir mevzu gibi görünüyor.
Kim daha çok telaffuz ederse, o daha güçlü sayılacak izlenimi veriyor.
Aynı kelime, farklı ağızlarda dolaşıyor; fakat aynı anlama işaret etmiyor bir türlü.
Hatta tam tersine, aynı kelime ağızlarda dolaştıkça farklı cepheler oluşuyor.
“Ön seçim” diyenlerin sayısı arttıkça görüş ayrılıkları mahalle ayrılıklarına doğru evriliyor.
CHP’de sanki herkesin kendine ait, kendine göre esnetilmiş bir ön seçim tarifi var. Dillendiren sayısı arttıkça ön seçim anlamını yitiriyor. Çok tekrar edilen her şey gibi, içi boşalıyor, hafifliyor, ciddiyetini yitiriyor.
Aynı şeyi konuşup anlaşamayanların görüntüsü kendisini fazlasıyla hissettiriyor.
Tam bu dağınıklığın ortasında sahneden inmeyen ve inmeye hiç niyeti olmadığını gösteren Yılmaz Büyükerşen bir kez daha gündem belirliyor. Uzun süre boyunca ön seçimin yapılmamasının neredeyse tek adresi olarak gösterilen isim, bu kez yönü tersine çeviren bir hamleyle karşımıza çıkıyor.
İstikbal Gazetesi’nden meslektaşımız Meltem Karakaş’a konuşan Yılmaz Hoca,
“Ben yokum, buyurun ön seçim yapın” diyor.
Hoca, “ben yokum” dedikçe daha çok var oluyor. Yokluğunun ispatı elimizde yok, ama varlığını ziyadesiyle hissettiren bir meydan okumayla karşımıza bir kez daha çıkıyor.
"Benim yapamadığımı siz nasıl yapacaksınız?" demeye getiriyor işi.
Ön seçimi talep edenlere dönük, “talep etmekle yapmak” arasındaki mesafeyi tek cümleyle anlatıyor.
Hocanın ön seçimi neden bu denli uzak bir ihtimal olarak gördüğü elbette tartışılır.
Ancak koymuş postasını çekmiş restini he canım siz getirin üstünü.