Hatipoğlu’nun söylemi ile Albayrak’ın faaliyet odaklı çizgisi arasındaki fark belirginleşirken, şehir siyaseti temsil üretmekten çok mevzi mücadelesine sıkışmış görünüyor…
Daha önce de defalarca belirttiğim gibi, AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu’nun kullandığı dil, Eskişehir’de geçerli akçe değil.
AK Parti Genel Merkezi’nde bu dil nereye tekabül eder, hangi jestler ve hangi sembollerle karşılık bulur; orası ayrı bir bahis… Ancak Eskişehir’in siyasi terazisi farklı işliyor.
Eskişehir, “asan kesen” tonlara mesafelidir. Kaba bir ifadeyle “reis dili”nin söylemi ve edebiyatı burada kolay dolaşıma girmez ve alıcı bulmaz.
Hatta yalnızca bu dilin kendisine değil, onun türevine, post-vari kopyalarına da temkinli yaklaşılır.
Bir tür uyumsuzluk hali… Saat İsviçre’den, takım elbise İtalya’dan; ancak Anadolu’da bir “reisçilik performansı” sahneleniyor.
Şehir bu mizansenle arasına mesafe koymayı bilir. Ciddi bir kırılma yaşanmadığı sürece de böyle devam eder.
TBMM’de Eskişehir’i temsil etmesi beklenen bir ismin, kentte yerel bir aktör gibi AK Parti’yi temsil etmeye daha istekli bir pozisyon aldığı görülüyor.
Buradaki maksadın, Eskişehirlilerin gönlünü kazanmaktan ziyade Ankara’ya selam çakma gayreti olarak okunması daha isabetli olacaktır.
Çıkarılan gürültünün Eskişehir'de kalıcı bir karşılığa dönüştüğü söylenemez.
Gündem yaratma çabası, gündem olma kudretine çoğunlukla erişemiyor.
Toz kalkıyor; ama ortalığı toparlayacak bir siyasal emek ortaya konmuyor.
Can sıkıntısından hallice “biraz şuna çatayım”, “biraz buna vurayım” hepsi o…
Bu noktada bir kıyası es geçmek mümkün değil.
İki tarafın da aynı yazıya konuk olmaktan memnun kalmayacaklarını tahmin etmek zor değil; fakat yazının akışı buraya varıyor. Yapacak bir şey yok!
***
Gürhan Albayrak’ın Ankara ile kurduğu temas ve yatırım başlıklarında sergilediği süreklilik, neredeyse bir “mekik dokuma” hali…
Temaslar, dosyalar ve görünürlük üzerinden bir faaliyet hattı kurmuş görüntüsü veriyor.
Dilinin sertliği ve söyleminin yer yer keskinliği ayrı bir tartışma başlığı olarak ele alınabilir; ancak bu faaliyet yoğunluğu ona belirli bir karşılık alanı açıyor.
Albayrak’ın meşruiyeti, sözden çok işin bıraktığı iz üzerinden şekilleniyor.
Buna karşılık Nebi Hatipoğlu cephesinde farklı bir manzara beliriyor. Söz çoğalıyor, ton yükseliyor; ancak bu sözler çoğu zaman ertesi gün muhatapları tarafından kolaylıkla boşa düşürülebiliyor. Söz, kendi ağırlığını taşıyamadığında hızla hafifliyor.
Her iki aktörün de yerel dil ve üslup meselesinde benzer bir hatta buluştuğu söylenebilir: Sertlik, karşıtlık ve kutuplaştırma üzerinden kurulan bir dil. Bu dil, çoğu zaman Eskişehir’in alışık olduğu temkinli, ölçülü ve yer yer müzakereye açık tonla örtüşmüyor.
Şehir bu dili tanıyor, dinliyor; ancak kulak asmıyor.
***
Peki, AK Partili aktörler neden böyle?
AK Parti’nin Eskişehir ile kurduğu bağ, bir “koltuk kapma oyunu”na indirgenmiş durumda. Bu koltuk ister Ankara’da olsun ister Eskişehir’de…
Aktörler, yolu sert cümlelerle; sınır tanımayan, kural gözetmeyen bir rekabetle kuruyor. Haklılar mı? Ülke siyasetinin güncel durumuna bakıldığında, kendilerince haklı sayılabilirler.
Siyasetçilerin temsil üretmekten ziyade mevzi tutmaya; ortak bir dil kurmaktan çok alan kapmaya yöneldiği bir tablo söz konusu. Bu tabloda şehir, birlikte yaşanacak bir alan olmaktan çıkıp bir güç mücadelesinin sahnesine dönüşüyor.
Kimin hangi koltuğu kazanacağı bilinmez; ancak bu denli körleşebilen bir siyaset anlayışıyla, şehrin bırakın kazanmasını, bu şekilde devam edilirse kaybetmemesi bile mucize…