Aşevleri dolup taşarken ve kentin geleceği muğlak vaatlere hapsedilirken; çözüm üretmek yerine hüküm dağıtmayı seçen bir siyaset anlayışı Eskişehir’e ne kazandırır?
AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak’ın göreve geldikten sonra sesini en çok duyduğumuz konu yargı alanı içerisinde olan ve orada ele alınması gereken ESKİ meselesi zannediyorum. Astı, kesti, yıktı, döktü ortalığı…
Tamamen teknik ve yargısal mevzular ateşli belagatlerle servis edildi.
Oysa Eskişehir’in bin bir türlü meselesi var.
Tüm ülkeyi saran ve Eskişehir çeperlerini de zorlayacağı kesin olan çocuklara yönelik şiddet sarmalı… Bu konuda Albayrak’ın sunduğu bir çözüm reçetesi ya da bir ortak akıl çağrısı var mı? AK Parti’den veya Albayrak’tan; “Toplanalım, konuşalım; bu şehri bu şiddet dalgasından nasıl koruruz?” diyen bir insiyatif gördünüz mü?
AK Parti’de kentin yoksullaşma meselesi de ziyadesiyle gündem dışı.
Aşevleri dolu, kent lokantalarının önünde kuyruk var. Bu tabloya dair düzenli bir çalışma, valilikle ve iş dünyasıyla kurulan bir çözüm zemini, halkın derdini dinlediklerini iddia eden milletvekillerinin dahil olduğu bir koordinasyon var mı? Devletin verdiği sınırlı desteklerin ötesine geçen, vatandaşa somut karşılık üreten bir anlayış gördünüz mü?
Kentin birikimi açısından bakıldığında da benzer bir sessizlik hakim…
Kurumlar bir bir şehirden çekilirken, kıymetli araziler özelleştirme kapsamına girerken, iç ferahlatan bir refleks gördük mü?
Yıllardır tamamlanamayan devlet yatırımları için ‘Ankara temasları var’ deniyor; fakat net tarih, açık takvim yok. Bu muğlaklık, şehir için bir kayıp değil mi?
Eskişehirspor meselesinde de görünür bir dertlenmenin izine rastlamak güç.
Kentin ortak duygusunu taşıyan bir değer için süreklilik arz eden bir çaba, güçlü bir sahiplenme… Buna dair belirgin bir hat oluşmuş değil.
Buna karşılık, ESKİ üzerinden yürütülen tartışmalar, teknik bir hatanın yüksek perdeden ve uzun süreli bir söylemle şehre servis edilmesine dönüştü. Madde, bent, isnat…
Siyasetin dili, yargı diliyle yer değiştirdi. Albayrak, ESKİ’nin tüm personelini adeta ‘idam edecekken’ hakim olmadığını hatırlayıp nefes alırken; kent sakinleri olarak bizlere, hüküm verme hırsının çözüm üretme sorumluluğunu nasıl unutturduğunu da göstermiş oldu.
Oysaki siyaset, hüküm dağıtma işi değil; yük alma, çözüm üretme ve sonuç alma pratiği. Toplum yararına atılması gereken adımlardan imtina edip, yargısal alanda bu denli coşmak görünürlük sağlayabilir. O görüntünün de kent ve kentli için çok da güzel olmadığı ise bir gerçek…