Büyükerşen'in bıraktığı mirasın ağırlığını taşırken kendi dönemini de inşa etmeye çalışıyor. Her yaptığı kusursuz mu? Elbette değil. Her eleştiri haksız mı? O da değil. Fakat hakkını teslim etmekle eleştirmek birbirine engel değil.

Hem şehrin siyasi seçilmişleri arasında en yeni aktörlerden biri olacaksın hem de siyasi olgunluk konusunda en önde gelen isimlerden biri olarak gösterileceksin. İşin doğrusu, kolay değil.

Siyasete girmiyor, örgüt ve parti işlerine karışmıyor diye eleştirileceksin. Kırk yılın başı, küçük ve nazik bir ifadeyle bir adaya desteğini açıklayacaksın; bu kez de seni siyasete girmemekle eleştirenler, “Büyükşehir Belediye Başkanı siyasete karışmamalı” diye karşına çıkacak. Üstelik dün söyledikleriyle bugünkü eleştirileri arasındaki çelişkiyi açıklama gereği bile duymayacaklar.

Düne kadar methiyeler düzdükleri bir isim, başka bir alanda rakip hâline gelince bu kez küçük bir soruşturma iznini, sanki çoktan hüküm verilmiş gibi ağır ve taraflı anlatılarla gündeme taşıyacaklar.

“Genel merkezde karşılığı yok” diyecekler. Sen de kalkıp CHP kongresinde Divan Başkanlığı yaparak bu iddiaların karşısına çıkacaksın.

“Yeni Parti için geç kaldı, burada da zayıf kalır” diyecekler. Ardından genel başkan ziyarete gelecek, sen partiye katılacaksın. Senin geçişinle birlikte binlerce kişi partiye üye olacak.

Zayıf kalacağını söyledikleri yerde bu kez Türkiye Belediyeler Birliği Başkanvekilliği için aday olacaksın.

Bunlar siyasetin cilveleri diyelim, geçelim işin hizmet tarafına…

Birileri bisiklet yollarını eleştirecek, birileri yapılan otoparkları yetersiz bulacak. Birileri AK Parti ile iş birliği yapılarak pazar yeri yapılmasına karşı çıkacak. Bir başkası, “Belediye balık ekmek mi satar?” diye küçümseyecek.

Sen ise bütün bunlara rağmen işini yapmaya devam edeceksin.

Halk Ekmek'in kapasitesini artıracak, Halk Et projesini başlatıp yaygınlaştıracaksın. Gaziler ve şehit yakınları için özel bir tesis açacak, daha fazla insanın yararlanabilmesi için Halk Lokantalarının sayısını artıracaksın.

Yıllardır eksikliği hissedilen Afet Koordinasyon Merkezi'ni hayata geçirecek, yine uzun zamandır beklenen mezbahanın ihale sürecini başlatacaksın.

Trafik sorununu yok saymak yerine kabul edecek, mevcut imar sorunlarına rağmen küçük dokunuşlarla çözüm arayacaksın. Ana caddelerde asfaltsız yer bırakmamak için çalışacak, bunu trafiği daha fazla aksatmamak ve çalışanların sıcaktan daha az etkilenmesini sağlamak amacıyla geceleri yapacaksın.

Festival ve ücretsiz konserler düzenleyeceksin. Üstelik bunu başka örneklerle kıyaslandığında çok daha düşük maliyetlerle gerçekleştireceksin. Ne var ki başkalarına sorulmayan rakamların hesabı senden sorulacak.

Yıllardır beklenen internet üzerinden su yükleme projesini hayata geçireceksin. Eminim, bu kez de sayaçların neden değiştiğini soranlar çıkacaktır.

Eskişehirspor ile belediye arasındaki buzları eritecek, taraftarın hassasiyetini gözeterek kulüple şehir arasındaki bağı güçlendirmeye çalışacaksın. Emekliler için kafeler açacak, çocuklara voleybol sahaları kazandıracak, amatör spora geçmişe kıyasla daha ciddi destekler vereceksin.

Kuşak yollar için kolları sıvayacak, elektrikli otobüsler konusunda ısrarlı bekleyişini sürdüreceksin.

Bunların hepsi bir yana…

Asıl zor olan, bütün bunları yaparken insanlarla kurduğun ilişkiyi bozmamak.

Eleştirenlere küsmeyecek, surat asmayacak, tavır koymayacaksın. İnsanları senden olanlar ve olmayanlar diye ayırmayacak, röportaj taleplerini bile bu ayrımın gölgesinde değerlendirmeyeceksin. Küçük gördüğün için talepleri göz ardı etmeyecek, en zor anlarda bile nezaketinden vazgeçmeyeceksin.

Üstelik rakip partilerden gelen eleştiriler bir yana, kendi partinden yükselen muhalefete rağmen de küsmeden, kızmadan yoluna devam edeceksin. Kendi içindeki itirazlar yüzünden ortak zemini kaybetmeyecek, beraberliğe zarar vermemeye çalışacaksın.

Şimdi başlıktaki soruyu yeniden soralım:

Ayşe Ünlüce daha ne yapsın?

Elbette eksikleri vardır. Hataları da olmuştur, olacaktır. Kimin yok ki?

Ancak Yılmaz Büyükerşen gibi bir çınarın ardından aynı toprakta kök salmak, kendine yer açmak ve varlık göstermek kolay değil. Ben Ünlüce'yi, geçen zaman ve ortaya koyduğu performans açısından başarılı buluyorum.

Büyükerşen'in bıraktığı mirasın ağırlığını taşırken kendi dönemini de inşa etmeye çalışıyor. Her yaptığı kusursuz mu? Elbette değil. Her eleştiri haksız mı? O da değil. Fakat hakkını teslim etmekle eleştirmek birbirine engel değil.

Ve bütün bunların içinde, kolay kolay vazgeçmediği bir tarafı var: Nezaketi.

Bana sorarsanız, yıkılmayan nezaket, bütün bu tablonun en kıymetli ayrıntısı.

Belki bu yazıyı bir övgü yazısı olarak değerlendirenler olacak. Olabilir. Bundan gocunacak değilim.

Çünkü eleştirmek kadar takdir etmek de gazeteciliğin bir parçası. Her yanlışı söylemek kadar, yapılan doğruyu da teslim etmek gerekiyor.

Zira marifet iltifata tabidir.

İltifatsız meta zayidir.