“Çakma CHP’li”, “CHP sevici”… Siyasetin küçük mahallelerinde etiketler çoğu zaman ideolojiyi değil, aidiyeti tartışmaya açar.

Parti içi ya da mahalle içi tartışmaların en eski başlıklarından biri, “öz hakiki” meselesidir.

Bir partinin asıl sahibi kimdir, kim değildir?

Kim gerçekten o geleneğin içinden gelir, kim sonradan ilişmiştir?

Hoşlanılmayan, istenmeyen ya da varlığı bir huzursuzluk yaratan kişi için kullanılan en kestirme suçlama çoğu zaman budur: “Öz ya da hakiki değil.” Siyasetin küçük mahallelerinde bu neredeyse bir aidiyet testi gibidir. Siyasi rekabetin girizgahı sayılabilecek bir refleks.

Cumhuriyet Halk Partisi’nde gündemi işgal eden “Çakma CHP’li” tartışması da bu eski hikayenin yeni bir versiyonu gibi görünüyor. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “baba ocağı” diyerek herkesi davet ettiği bir dönemde, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç’ın Mihalıççık Belediye Başkanı Haydar Çorum için kullandığı “Çakma CHP’li” ifadesi bu tartışmayı yeniden görünür kıldı. Ataç’ı bu kadar kızdıran şeyin ne olduğu ise muhtemelen zamanla daha net anlaşılacak.

Meselenin özüne bakıldığında Çorum’un “çakma CHP’li” olmaktan çok, biraz da Türkiye siyasetinin alışıldık zorunlu geçişlerinden birinin temsilcisi olduğu söylenebilir.

Zorunlu bir DSP’lilik söz konusu diyebiliriz aslında. Türkiye’de siyasi kimlikler çoğu zaman ideolojik safiyetle değil, seçim aritmetiği ve yerel dengelerle şekilleniyor nitekim.

Öte yandan Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihsel rolü hatırlandığında, Türkiye siyasetindeki başka bazı iç tartışmaları yalnızca “Çakma CHP’lilik” üzerinden değerlendirmek yerine, belki de “Çakma AK Partililik” ya da “Çakma Demokrat Partililik” gibi kavramlarla düşünmek daha açıklayıcı olabilir. Zira Cumhuriyet’in kurucu partisinin tarihsel gölgesi, Türkiye’deki pek çok siyasal damar üzerinde hala dolaşmaktadır.

Bu açıdan bakıldığında, AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu’nun isim vermeden, ancak işaret ettiği kişiyi oldukça açık biçimde ima ederek kullandığı “CHP sevicileri” ifadesi, aynı zamanda bir tür “Çakma AK Partililiğe” işaret etmiyor muydu? Aslında, öz ve hakiki bir İYİ Partili kimliği taşımayan Nebi Hatipoğlu’nun yaptığı siyaset de, o bilindik etiketleme repertuvarının bir başka örneği sayılabilir.

Siyaset bazen fikirlerle değil, şahsın kendi çevresine çektiği çitler, kendi çevresine aldığı isimler, kendi hedefleri doğrultusunda yürür. Hatta çoğu zaman böyledir.

Bu nedenle etiketler, o mahalleyi, o ekibi ve o hedefleri ayrıştırmak için kullanılan ideal araçlardır. “Çakma CHP'li” ya da “CHP sevici…” Fark etmez.

Sonuçta bütün bu tartışmaların dönüp dolaşıp geldiği yer pek değişmez. Büyük ideolojik ayrımlardan önce gelen daha eski sorular var:

Kim gerçekten “bizden?”

Kim gerçekten bizim ekipten?

Kim gerçekten beni hedefime taşıyacak?