Eskişehir'in siyasi başarısının ardında yalnızca CHP'nin gücü değil, kente özgü siyasal denge kültürü de bulunuyor. Ancak parti içi mücadelelerin büyümesi, bu dengeyi ilk kez ciddi biçimde sınayabilir.
Eskişehir'in siyasal hikayesi, Türkiye ortalamasından bazı yönleriyle ayrışıyor. Kent, uzun yıllardır sosyal demokrat siyasetin en güçlü kalelerinden biri olarak anılıyor. Bunun kuşkusuz güçlü yerel aktörlerle, belediyecilik pratiğiyle ve kent kültürüyle ilişkili sebepleri var. Ancak mesele yalnızca CHP'nin başarısıyla açıklanabilecek kadar basit değil.
Esasında merkez sağ eğilimli bir kent olarak tarif edilen Eskişehir'de, merkez sağın kenti bütünüyle temsil edebilecek güçlü bir siyasal anlatı kuramamış olması da bu tablonun önemli unsurlarından biri olarak değerlendirilebilir.
Dolayısıyla Eskişehir'deki CHP üstünlüğü, yalnızca partinin kendi başarısının değil, rakiplerinin üretemediği siyasal alternatiflerin de sonucudur.
Bugün ise CHP Genel Merkezinde yaşanan mücadele, bu yerel dengeyi de etkileyebilecek bir noktaya doğru ilerliyor. Parti içi rekabet, giderek farklı siyasal tezlerin yarışından çok örgütsel hakimiyet mücadelesi görünümü kazanıyor. Her iki taraf da iktidar hedefinden söz ediyor; ancak gündemin önemli bir bölümü ülkenin sorunlarından ziyade parti içi güç ilişkileri etrafında şekilleniyor.
Bunun son örneklerinden biri, grup toplantısında kimin konuşacağı tartışmasıydı. Normal koşullarda aynı siyasal gelenekten gelen aktörlerin, iktidar alternatifi olma iddiasını ortak bir görüntüyle güçlendirmesi beklenir. AK Parti'nin elindeki siyasi üstünlüğü sonlandırma hedefinin, parti içi hesaplaşmaların önüne geçmesi gerekir. Fakat bugün ortaya çıkan tablo, iktidar mücadelesinden çok parti içi mevzilerin korunmasına ve yeniden dağıtılmasına dönük bir enerjinin öne çıktığını düşündürüyor.
Bunun seçmen nezdindeki karşılığı üzerinde ayrıca durmak gerekiyor. Çünkü vatandaşın gündeminde hayat pahalılığı, işsizlik, gelir kaybı ve gündelik hayatın ağırlaşan yükleri bulunurken; parti içi mücadeleler çoğu zaman bu sorunlarla temas etmeyen bir dil üretiyor. Siyaset kendi içine kapanıyor, kendi tartışmalarını toplumun tartışmalarıymış gibi yaşamaya başlıyor.
Tam da bu noktada kritik soru ortaya çıkıyor:
Eskişehir bu gerilimin bir parçası olur mu?
Bugüne kadar yaşananlar, Eskişehir örgütünün genel merkezdeki kutuplaşmayı bütünüyle yerelleştirmediğini gösteriyor. Zaman zaman sert açıklamalar ve karşılıklı çıkışlar yaşansa da kent siyasetinde hala belirli bir denge arayışının sürdüğü görülüyor. Bunun temel nedenlerinden biri, Eskişehir'de CHP siyasetinin büyük ölçüde kent aidiyeti ve yerel yönetim pratiği üzerinden şekillenmiş olması olabilir.
Ancak genel merkezdeki gerilim derinleşir ve taraflar arasındaki mücadele kurumsal bir ayrışmaya dönüşürse, Eskişehir'in bu dalganın dışında kalması kolay olmayacaktır. Çünkü yerel siyaset, belirli bir noktadan sonra merkez siyasetin etkisinden bütünüyle bağımsız hareket edemez.
Bu noktada kentteki siyasi aktörlerin pozisyonları da önem kazanıyor.
Ayşe Ünlüce, şimdiye kadar sergilediği tutumla farklı taraflar arasında mesafe koyabilen ve gerilimleri büyütmek yerine yönetmeye çalışan bir profil çiziyor. Bu nedenle olası krizlerin etkisini azaltabilecek aktörlerden biri olarak öne çıkıyor.
Kazım Kurt ise yaşanan tartışmaları kişisel ve örgütsel rekabet düzleminden çıkarıp siyasal bir çerçeveye oturtabilecek deneyime ve politik dile sahip isimlerden biri olarak görülüyor.
Ahmet Ataç'ın uzun yıllara yayılan siyasi pratiği ise onu daha çok uzlaştırıcı ve dengeleri gözeten bir hatta konumlandırıyor.
İl Başkanı Talat Yalaz da bugüne kadar tartışmaların örgütün bütününe yayılmasını engellemeye çalışan bir çizgi izledi. Tartışmaların merkezine yerleşmek yerine, kendi performansı ve örgütsel sorumluluk alanı üzerinden hareket etmeyi tercih ediyor.
İbrahim Arslan ise son dönemdeki çıkışlarıyla tartışmaların daha görünür aktörlerinden biri haline geldi. Eskişehir milletvekilliği rolünün ötesine geçen bir siyasi pozisyon almaya çalıştığı görülüyor.
Utku Çakırözer ve Jale Nur Süllü ise zaman zaman bu tartışmaların içinde yer alsalar da, Eskişehir'de oluşmuş siyasal aklı ve dengeyi koruma konusunda daha ısrarlı bir görüntü veriyorlar.
Hasılı, mesele yalnızca CHP içindeki güç mücadelesi değil. Eskişehir'in yıllardır seçim kazandıran yerel siyasal reflekslerini koruyup koruyamayacağıdır. Kent siyaseti, Ankara'daki kavganın bir uzantısına mı dönüşecek, yoksa kendi siyasal dengelerini muhafaza ederek farklı bir yol mu izleyecek?
Bu soruya verilecek cevap, yalnızca CHP'nin değil, Eskişehir siyasetinin de yönünü belirleyecek gibi görünüyor.