Tarihin doğru tarafında olmak bazen kaybetmeyi göze almayı gerektirir. Bazen yalnız kalmayı, bazen de kendi mahallesine karşı söz söylemeyi...

Son dönemin en gözde siyasi sloganı "Tarihin doğru tarafında olmak…"

Kulağa güçlü geliyor.

Ahlaki bir üstünlük de vaat ediyor.

Fakat bazı kavramlar; ne kadar sık kullanılırsa içleri de o kadar hızlı boşalır. "Tarihin doğru tarafı" da giderek böyle bir kavrama dönüşüyor.

Çünkü tarihin hangi tarafının doğru olduğu meselesi, o kadar basit değil bana göre. Dahası, tarihin doğru tarafında bulunmakla, kendisini doğru tarafta ilan etmek aynı şey değil.

Bugün bir siyasi saflaşmada doğru yerde durduğunu düşünenlerin yarın kendileriyle yüzleşmeleri gerekebilir. Zaman yalnızca aktörleri değil, koordinatları da değiştirebilir.

Bu noktada belirtmen gerekiyor ki; beklentinin Kemal Kılıçdaroğlu ve çevresinden olmadığı açık. Zaten onlar en baştan tarihin yanlış tarafına yerleştirildi, mesele kapatıldı.

Fakat asıl soru burada başlıyor: Kendisini tarihin doğru tarafında görenler, bu iddianın yükünü taşımaya ne kadar hazır?

Örneğin ellerindeki siyasal güçle parti içindeki demokratik mekanizmaları etkisizleştirenler, bunun hesabını vermeyi düşünecek mi?

Memleket meselelerinden çok parti içi güç dengelerinde kendisine daha geniş bir alan açmaya çalışanlar, günün birinde kendi siyasi muhasebelerini yapacak mı?

Liyakatten ziyade maddiyatla öne çıkanların siyasi kariyerlerinde hızlı yükselişleri hesaba dahil edilecek mi?

Ya da yerel siyaseti şekillendirme adına çeşitli güç odaklarıyla kurulan ilişkiler...

Medyadaki yozlaşmaya verilen sınırsız tavizler...

Kongrelerde yumruk sallamayı marifet sayanlar, küfür edenleri baş tacı etmeler...

Kraldan çok kralcıların ihtişamları...

Bunlar da mı tarihin doğru tarafında olmanın doğal sonuçları sayılacak?

Çünkü tarihin doğru tarafını yalnızca seçim kazanmak üzerinden tarif ettiğinizde, aslında tarihin doğru tarafında değil, kazanan tarafında yer almaya çalışıyorsunuz demektir.

Oysa tarihin doğru tarafında olmak bazen kaybetmeyi göze almayı gerektirir. Bazen yalnız kalmayı, bazen de kendi mahallesine karşı söz söylemeyi...

Bu yüzden mesele hangi tarafta durduğunuzu ilan etmek değil; durduğunuz yerin bedelini ödeyip ödeyemeyeceğinizdir.

Şimdi sıra o bedeli ödemeye geldi.

Memleket için...

Tarihin doğru tarafında yanlış insanların varlığına tahammül ederseniz yerin hiç bir önemi kalmaz, kalmayacaktır zaman da bunu gösterecek zaten.