Kimin yönetimde olacağına, kimin delege listesine gireceğine, kimin kongrede avantaj sağlayacağına dair ciddi bir belirleyicilikleri oluyor. Bu düzen bir günde ortadan kalkar mı? Kolay değil.

Yeni Parti’de kongre süreci bu hafta sonu itibarıyla resmen başlıyor.

Aslında bu süreç, Yeni Parti açısından yalnızca bir kongre takviminin başlaması anlamına gelmiyor. Bence çok daha önemli bir fırsatın kapısını aralıyor.

Tabanı büyütmek, üyeyi siyasetin gerçek aktörü haline getirmek, partinin demokrasi anlayışını daha ilk günden ortaya koymak ve yıllardır siyasette alışkanlık haline gelmiş “üyenin sözünün seçimden seçime hatırlanması” düzenini değiştirmek için tertemiz bir sayfa açılabilir.

Üstelik Genel Başkan Özgür Özel de daha ilk günden bu sayfanın nasıl açılacağını sözlü olarak ortaya koydu.

İl başkanlarını, ilçe başkanlarını, adayları, hatta genel başkanı bile üyelerin seçeceğini söyledi.

Bu gerçekten önemli bir vaat.

Çünkü üyeye “Sen sadece oy veren kişi değilsin, bu partinin sahibisin” demenin en güçlü yolu, karar mekanizmasının içerisine onu gerçekten dahil etmekten geçiyor.

Üstelik bu anlayış, Yeni Parti’yi eleştirdiği diğer siyasi yapılardan ayırabilecek en önemli özelliklerden biri olabilir.

Ama tam da burada bir problem var.

Siyasi Partiler Kanunu'na göre il ve ilçe başkanlarının, kurultay delegelerinin belirlenmesinde yetki doğrudan bütün parti üyelerinde değil, delegelerde.

Yani üye istediği adayı destekleyebilir ama hukuken son sözü söyleyen makam delege.

İşte Yeni Parti’nin aşması gereken en ciddi sorun bu…

Deniliyor ki,

“Önce formalite gereği delegeleri belirleyeceğiz. Ardından delegeler, üyelerin tercih ettiği adayı seçerek bu iradeyi sandığa yansıtacak.”

Bugünkü hukuki sistem içerisinde bundan başka bir yöntem bulmak kolay değil.

Fakat benim asıl merak ettiğim başka bir şey var:

Peki ya delege, üyenin tercih ettiği adayı seçmezse?

Örneğin Eskişehir’de üyeler, adaylar arasından diyelim ki Soner Yüksel’i tercih etti.

Ama delegeler farklı düşündü ve Rahmi Çınar’ı seçti.

Ne olacak?

“Böyle bir şey olmaz” diyebilir miyiz?

Hayır.

İhtimaller içerisinde var mı?

Evet.

Hele ki Eskişehir gibi siyasi dengelerin, kişisel ilişkilerin ve örgüt içerisindeki güç mücadelelerinin zaman zaman kongrelerin önüne geçebildiği bir şehirde bu ihtimali tamamen yok saymak bana göre gerçekçi değil.

Çünkü hepimizin bildiği bir gerçek var. Yıllardır siyasette “delege ağalığı” diye tarif edilen bir sistem var.

Belediye başkanları, belediye bürokratları, mevcut örgüt yöneticileri, parti içerisinde ağırlığı bulunan isimler…

Kimin yönetimde olacağına, kimin delege listesine gireceğine, kimin kongrede avantaj sağlayacağına dair ciddi bir belirleyicilikleri oluyor.

Bu düzen bir günde ortadan kalkar mı? Kolay değil.

Şimdi bütün bu alışkanlıklardan sıyrılıp “Üye ne diyorsa o olacak” demek kulağa çok güzel geliyor.

Ama bunu gerçekten hayata geçirmek, söylemekten çok daha zor.

İşte burada devreye Genel Merkez refleksi giriyor.

Bence Yeni Parti’nin kongreler başlamadan önce kendi içerisinde cevaplaması gereken en önemli soru tam olarak bu.

Genel Merkez gerçekten şunu garanti ediyor mu?

“Delegeler, üyelerin açık iradesine rağmen başka bir isim seçerse biz bu duruma müdahale ederiz.”

Hatta daha da açık söyleyelim:

Eğer üyelerin tercih ettiği isim ile delegelerin seçtiği isim farklı olursa, Genel Merkez kendi yetkisini kullanarak seçilmiş yönetimi görevden alıp üyelerin ortaya koyduğu iradeyi hayata geçirecek mi?

Eğer cevap evetse, bunun yöntemi ve sınırları şimdiden belli olmalı.

Çünkü iş burada da bitmiyor.

Diyelim ki Genel Merkez müdahale etti ve delegelerin seçtiği başkan ile yönetimi görevden aldı.

Bu kez başka bir tartışma başlayacak.

“Seçilmiş delegelerin iradesi neden yok sayıldı?”

Yani bir tarafta üye iradesi, diğer tarafta delege iradesi olacak.

İkisini karşı karşıya getirmeden bu denklemi çözmenin yolu bulunmalı.

Benim düşüncem şu:

Bu mesele seçimlerden sonra ortaya çıkacak bir krizin konusu olmamalı.

Tam tersine, seçimlerden önce kuralları belli olmalı.

Bunun illa kamuoyuna büyük bir açıklamayla duyurulması da gerekmiyor.

Her şehirde süreci bilen, kongrelerin nasıl şekilleneceğini bilen, delegelerin oluşumunda etkili olacak isimler belli.

Genel Merkez bu insanlara açık ve net bir çerçeve çizer.

“Üyelerin tercihi budur. Delegelerin görevi bu iradeyi sandığa yansıtmaktır. Aksi bir durumda şu mekanizma işletilir.”

Bitti.

Bence mesele bu kadar basit.

Çünkü Yeni Parti’nin en büyük avantajı, henüz çok fazla kurumsal alışkanlığının oluşmamış olması.

Bu aynı zamanda en büyük risklerinden biri.

Yeni bir partiyseniz, insanların size verdiği kredi de farklıdır.

Burası CHP değil.

Kimse artık “Baba ocağıdır, ana kucağıdır, Atatürk’ün partisidir; biraz daha sabredelim, bu sorunları ileride çözeriz” diyerek yıllarca beklemeye hazır değil.

Yeni Parti’ye gelen insanların önemli bir bölümü zaten mevcut siyasi düzenin alışkanlıklarından yorulduğu için geliyor.

“Artık bir şeyler değişsin” diyor.

Dolayısıyla ilk sınav çok önemli.

Eğer daha ilk kongrelerde üyeye “Senin iraden önemli” denilir, sonra da ortaya çıkan sonuç çeşitli gerekçelerle değiştirilirse, bunun yaratacağı hayal kırıklığını sonradan toparlamak hiç kolay olmaz.

Üstelik bunu yalnızca Özgür Özel’in değil, partiye sonradan katılan seçilmişlerin, yöneticilerin ya da güçlü isimlerin de düzeltmesi mümkün olmayabilir.

Bugün siyasette insanların toleransı eskisi kadar yüksek değil.

Yıllarca üyelere, oy verenlere “ülkenin geleceği için fedakârlık yapın” denildi.

“Biraz daha sabredin.”

“Parti için bedel ödeyin.”

“Bugün olmazsa yarın olur.”

Peki insanlara sürekli bedel ödemeleri gerektiğini söyleyenler ne zaman bedel ödeyecek?

Belki de bugün insanların Yeni Parti’den beklediği en önemli şeylerden biri bu.

Biraz da onlar fedakârlık yapsın.

Biraz da onlar koltuklarından vazgeçebilsin.

Biraz da onlar, alıştıkları güç alanlarından çıkıp üyeye alan açabilsin.

Özetle,

Yeni Parti’nin önünde tarihi bir fırsat var. Kongreler bu fırsatın ilk gerçek sınavı olacak.

Eğer “üyenin dediği olacak” sözü gerçekten hayata geçirilirse, Yeni Parti daha kuruluş aşamasında kendi siyasi kültürünü oluşturmuş olur.

Ama üyeye umut verip, sonra eski alışkanlıkların gölgesinde kalınırsa, yeni bir parti kurmanın pek de anlamı kalmaz.

O yüzden benim “delege bilmecesi” dediğim mesele aslında bir delege meselesi değil.

Yeni Parti’nin verdiği sözün arkasında durup duramayacağının meselesi.

Ve bunun cevabı çok kısa süre sonra netleşecek…