Yeni Parti gerçekten yeni bir siyasi anlayış mı olacak, yoksa eski CHP kadrolarının yeni tabelası mı?

Ayşe Ünlüce’nin Yeni Parti’ye geçişiyle birlikte Eskişehir siyasetinde yaklaşık bir aydır devam eden belirsizlik de nihayet sona erdi.

Bir tarafta “Ünlüce Yeni Parti’ye geçmesin, meydan bize kalsın” diyenler vardı.

Diğer tarafta “Ünlüce CHP’de kalırsa, oluşan toplumsal tepkiyi biraz daha rahat atlatırız” hesabı yapanlar…

Bir başka kesim ise Ünlüce’nin bağımsız kalmasını, hatta belki de AK Parti’ye geçmesini bekliyordu.

Kısacası herkes kendi siyasi hesabını Ünlüce’nin vereceği karara göre yapıyordu.

Şimdi o hesapların tamamı yeniden yazılacak.

Çünkü Ünlüce’nin kararıyla birlikte Eskişehir’de siyasi denklemin önemli bir parçası artık netleşmiş durumda.

Ünlüce ile birlikte Sivrihisar dışında Eskişehir’deki belediye başkanlarının tamamına yakını, birkaç meclis üyesi dışında çok sayıda isim artık Yeni Parti çatısı altında siyaset yapacak.

Ve asıl hikâye de bundan sonra başlayacak.

Sivrihisar Neden Geçmedi?

Yeni Parti’ye geçmeyen ve bir süredir bu konuda tavrını net biçimde ortaya koyan tek belediye başkanı Sivrihisar Belediye Başkanı Habil Dökmeci.

Dökmeci’nin CHP’de kalması, açıkçası üzerinde durulması gereken bir tercih.

Çünkü kendisini aday gösteren, seçim döneminde Eskişehir’de ziyaret eden ve birkaç kez özel olarak görüşen isim CHP Genel Başkanı Özgür Özel’di.

Buna rağmen Dökmeci’nin Yeni Parti’ye geçmemesi ister istemez “Neden?” sorusunu beraberinde getiriyor.

Dışarıdan bakıldığında bunun CHP-Yeni Parti ayrışmasından ya da Özgür Özel-Kemal Kılıçdaroğlu denkleminden kaynaklandığını düşünmüyorum.

Bana göre mesele daha yerel, daha kişisel ve daha Eskişehirli.

Çünkü Dökmeci ile Yeni Parti Eskişehir İl Başkanı Talat Yalaz arasında yakın geçmişte iyi olduğu görülen ilişkinin son dönemde belirgin biçimde bozulduğu ortada.

Önce sosyal medyada imalı göndermeler başladı.

Ardından bu göndermeler açıktan yürütülen bir söz düellosuna dönüştü.

Bu noktaya neden gelindiği konusunda elimizde bütün parçaları birleştirecek net bir bilgi yok.

Ancak Dökmeci’nin eşi üzerinden yürütülen parti içi ve sosyal medya tartışmaları, Günyüzü’nü de içine alan bazı iddialar, dedikodular ve örgüt içerisindeki gerilimlerin bu ilişkiyi daha da yıpratmış olması ihtimaller arasında.

Bir de Habil Dökmeci’nin karakteri var.

Dökmeci, siyasetin klasik “üç düşün, bir konuş” kuralına pek uyan bir siyasetçi değil. Daha çok “Ben düşündüysem söylerim” çizgisinde.

Sözünü saklamıyor. Tartışmadan kaçınmıyor.Siyasetin gerektirdiği suskunluğu her zaman tercih etmiyor.

Bu nedenle mesele bana göre ideolojik bir tercihten çok kişisel bir tercih.

Dökmeci, görünen o ki parti isminden ziyade kendisine güveniyor.

O yüzden bir geri dönüş olur mu?

Ben pek sanmıyorum.

Yeni Parti, Yeni Bir Süreç… Ama Gerçekten Yeni mi?

Yeni Parti, ilk bakışta Eskişehir siyaseti açısından yeni bir soluk gibi görünüyor.

Ancak ortada önemli bir soru var:

Yeni Parti gerçekten yeni bir siyasi anlayış mı olacak, yoksa eski CHP kadrolarının yeni tabelası mı?

Çünkü kadroların büyük bölümü tanıdık.

İsimlerin önemli bir kısmı olağan olarak eski CHP’den geliyor.

Ama şartlar aynı değil.

Eskişehir’in artık Yeni Parti içerisinde İbrahim Arslan ile bir Parti Meclisi üyesi, Utku Çakırözer ile de bir Genel Başkan Yardımcısı var.

Bunun altını özellikle çizmek gerekiyor.

Çünkü özellikle seçim dönemlerinde aday belirleme süreçleri eskisi gibi tek bir merkezin, tek bir ismin veya birkaç kişinin kararına bırakılamaz.

Arslan ve Çakırözer’in bundan sonraki aday belirleme ve siyasi değerlendirme süreçlerinde doğal olarak daha fazla söz sahibi olması beklenir.

Yeni Parti'nin En Büyük Sınavı: Eski Alışkanlıklar

Eğer gerçekten yeni bir sayfa açılacaksa, yalnızca parti tabelasının değişmesi yetmez. Siyaset yapma biçiminin de değişmesi gerekir.

Eski CHP’de yıllarca tartışılan blok liste-çarşaf liste ikileminden, gençlik ve kadın örgütlerindeki atamalara, delege yapılanmasından parti içi karar mekanizmalarına kadar her alanda tabanın gerçek karşılığını gözeten bir yapı kurulmalı.

“Biz kimi uygun görürsek o olur” anlayışı karşılık bulmaz.

Hele ki ilk günden itibaren “Erken seçim olur, mecbur kalırız” diyerek 399 sınırı gibi örgütün tabanında daha ilk dakikadan soru işareti yaratacak uygulamalara yönelmek hiç doğru olmaz.

Partinin şehirlerde aldığı oy oranına göre şekillenecek il kurultay delegeliklerinde de liyakat, temsil gücü ve örgüt emeği mutlaka dikkate alınmalı.

Demem o ki Yeni Parti gerçekten “yeni” olacaksa, önce siyaset içerisindeki eski alışkanlıklardan kurtulmalı.

Ahbap-çavuş ilişkileri sona ermeli.

Delege ağalığı anlayışı tarihe karışmalı.

“Partinin patronu benim” modeli rafa kaldırılmalı.

Parti içerisinde farklı düşünenlerin sesini kısmak yerine, o farklılıkların partiye güç katacağı kabul edilmeli.

Uzun süredir ihmal edilen geniş katılımlı danışma toplantıları düzenlenmeli.

Örgüt, milletvekillerinin, belediye başkanlarının veya parti yöneticilerinin yalnızca seçim zamanı hatırladığı bir yapı olmaktan çıkarılmalı.

Özetle Yeni Parti’nin önünde ciddi bir fırsat var.

Çünkü Eskişehir’de siyaset uzun zamandır aynı isimlerin, aynı ilişkilerin ve aynı tartışmaların etrafında dönüyor.

Şimdi yeni bir başlangıç yapma iddiası ortaya konuyor. Bu iddianın karşılığı yalnızca isim değişikliği olmamalı.

Yeni Parti, “Bu memleket meselesidir, kişisel hesap değildir” diyorsa, bunu önce kendi içerisinde göstermeli.

Parti içindeki kişilerin gücü, partinin gücünün önüne geçmemeli.

Bir kişinin siyasi geleceği uğruna bedel ödeyen sürekli partililer olmamalı.

Ve en önemlisi…

Yeni bir parti kurarken eski partinin bütün alışkanlıklarını bavula doldurup yeni binaya taşımamak gerekiyor.

İlk düğme yanlış iliklenirse, gömleğin geri kalanını ne kadar düzgün iliklerseniz ilikleyin bir yer mutlaka yamuk kalır.

Yeni Parti için şimdi tam da o ilk düğmenin zamanı.

Bakalım doğru iliklenecek mi?

Merakla bekliyoruz…