Birileri proje yapıyor. Birileri başka proje yapıyor. Birileri toplantı düzenliyor. Birileri rapor hazırlıyor. Sonra herkes kendi projesinin fotoğrafını çekip dağılıyor.
Bu sabah ESO’daydık...
ESO Başkanı Celalettin Kesikbaş’ın 2030 Vizyonu adını verdiği ve şehrin tek bir kampüs gibi değerlendirildiği lansman toplantısına katıldık.
Kesikbaş uzun uzun anlattı. Öyle böyle değil neredeyse 80 dakika...
Hatta bir ara uzun konuşmaları ile hatıralarımızda epey iz bırakın Büyükerşen ruhunun Kesikbaş’a sirayet ettiğini bile düşündüm.
İşin latifesi bir yana 10 izlem üstünde şehre dair yüzlerce proje, soyut fikir, nice hayal, dinleyen, gören her Eskişehirlinin hoşuna gidecek bir lansmandı.
Bir tarafta Kesikbaş zaten malum olan adaylığını resmen ilan etmiş gibi oldu, diğer yandan şehrin olması gerektiği noktanın fotoğrafını çekti, öte yandan sanayicinin reel durumunu tüm gerçekliği ile aktarmış oldu.
Projeler kısmına geliriz. Benim toplantıdan çıkardığım özne şuydu...
Ez cümle ile sanayici iyi durumda değil. Kar yapmayı bırakmış eldekini kaybetmeme derdine düşmüş. Bunun böyle gitmeyeceği aşikar. O yüzden şehre şu mesajı veriyor.
Benim ayakta kalmam için rekabet edebilmem lazım. Rekabet eder, üretimi daha değerli bir noktaya getirirsem bu krizden çıkarım. Bunun için dönüşmem lazım. Dijitalleşme, Globelleşme gibi kavramlara ayak uydurmam lazım. Ben buna hazırım ama iş benimle bitmiyor. Şehrinde buna eşlik etmesi lazım. Yoksa ben düşerim, ben düşersem şehir ekonomisi de, sosyolojisi de düşer...
Sanayicinin bu mesajı yersiz, haksız bir mesaj değil.
Hatta bu durumu bir S.O.S. çağrısı olarak algılamak mümkün.
Çünkü mevcut koşullarda Eskişehir’e bakarsak potansiyeli yüksek ama getirisi kimseyi mutlu etmeyecek bir süreç gözlüyoruz.
Eskişehir’de 100 bine yakın iş gücü var. 1800’ün üzerinde üretici firma, 10 Milyar dolarlık sanayi cirosu ve 4,8 milyar dolarlık bir ihracat....
Bu rakamlar ülke ortalamasının bir tık üstünde...
Ama, ürettiğimiz şeyden gerçek bir değer çıkarabiliyor muyuz?
Maalesef Hayır!
O yüzden zaten finansa erişim, işçi ve hammadde konusunda yüksek maliyetler, kredi faizleri, kur baskısı gibi sorunlarla uğraşan sanayiciyi bir de avrupa pazarında değişen kurallar bekliyor.
Sınırda Karbon Düzenlemesinden, Dijital Ürün Pasaportuna, Yeşil dönüşümün katı kurallarından Çin-Hindistan hatta Kuzey Afrika tehditlerine kadar önemsemezsek yıkılacağımız bir gelecek sancısı…
Dolayısıyla bugün ESO’nun 2030 için verdiği mesaj ne Kesikbaş ne de sanayicinin sadece kendi için arzu ettiği romantik bir masal değil. Konuyu bu düzlemden çıkartmamız lazım.
Zira fabrika kapanırsa sadece patron kaybetmez.
Çalışan, Esnaf, Şehir kaybeder.
Genç kaybeder.
Vergi geliri düşer.
İhracat düşer.
Ve en önemlisi, yıllar içinde oluşturulan üretim kültürü yara alır.
Bu yüzden sanayici bugün “Beni kurtarın” demekten çok, “Beni rekabet edebilir halde tutun” demeye çalışıyor.
Gelelim Vizyon 2030’a…
Burada benim dikkatimi en çok çeken cümlelerden biri şu:
“Eskişehir’i teknoloji üreten ve kentin tamamını tek bir kampüs gibi değerlendiren büyük bir teknokente dönüştürmek.”
Güzel hedef.
Hatta çok güzel hedef.
Ama bunun için sadece ESO’nun çalışması yetmez.
Belediyeler, Üniversiteler, Kamu kurumları, Meslek liseleri, Sanayici, Sivil toplumun beraber çalışması, bunu kriz olarak kabul edip istemese dahi aynı masaya oturmayı öğrenmesi gerekiyor.
Yoksa …
Birileri proje yapıyor.
Birileri başka proje yapıyor.
Birileri toplantı düzenliyor.
Birileri rapor hazırlıyor.
Sonra herkes kendi projesinin fotoğrafını çekip dağılıyor.
Bu noktada ESO’nun “Kimin yaptığı önemli değil, önemli olan doğru işin yapılması” yaklaşımını da önemli buluyorum.
Kim yaptı?
ESO mu?
Belediye mi?
Üniversite mi?
Bakanlık mı?
Önemli değil.
Yeter ki yapılsın.
Yeter ki sonuç versin.
Yeter ki Eskişehir bundan kazansın.
Çünkü 2030’a dört yıl kaldı.
Dört yıl şehircilik açısından uzun bir süre gibi görünebilir.
Ama teknoloji dünyasında hiç de uzun değil.
Bugün karar verip yarın sonuç alamazsınız.
Bugün başlamazsanız birkaç yıl sonra rakip şehirler çoktan başlamış olur.
Özetle Eskişehir’in gerçekten büyük bir potansiyeli var.
Bunu artık herkes söylüyor.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da söyledi.
Sanayiciler söylüyor.
Üniversiteler söylüyor.
İş dünyası söylüyor.
Siyasetçiler söylüyor.
Ama artık potansiyel kelimesini biraz daha az kullanmamız gerekiyor.
Çünkü Eskişehir’in potansiyelini anlatmaya doyamadık.
Eskişehir yalnızca iyi üretim yapan bir şehir olmamalı.
Daha yüksek teknoloji üretmeli.
Daha yüksek katma değer yaratmalı.
Daha fazla nitelikli insanı şehirde tutmalı.
Dünyanın farklı yerlerinden yatırımcıyı buraya getirmeli.
Gençlerin “Buradan gitmeliyim” değil, “Burada kalmalıyım” diyeceği bir şehir olmalı.
Eskişehir artık potansiyelini anlatan değil, potansiyelini kullanan bir şehir olmalı.
Çarklar dönüyor.
Evet.
Ama mesele artık çarkların dönmesi değil.
Eskişehir’in o çarklarla nereye gittiği…
Son olarak şunu da belirtmek lazım.
Bu şehirde bir şey yapmak isteyenler kızgın, küskün, kırgın hatta bir şey yaptıkları için kendini suçlu hisseder noktaya getiriliyor.
Bakın 15 senedir URAYSİM konuşuyoruz, ortada bir şey yok.
ERİAD Hava Kampus yapayım diyor engel olunuyor. Termal Tesis yapmak istiyor 2 senedir bu şehrin siyasileri tarafından engelleniyor.
Bu kafayı değiştirmezsek değil 2030 vizyonu diye bir şeyi cümle içinde bile kurmaya gerek yok.
Başkaları yapar, biz bakarız ve şehir iflas eder.
Nokta!