Eskişehir bu soruya güçlü bir cevap verirse, bu karar bir Resmi Gazete haberinden ibaret kalmaz. Dönüm noktası olabilir.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Türkiye sanayisinin önümüzdeki 30 yılına yön verecek Sanayi Alanları Master Planını devreye aldı. Plan kapsamında Samsun–Mersin hattında, 13 ilde toplam 59 bin hektar büyüklüğünde 16 yeni sanayi yatırım alanı Resmi Gazete’de ilan edildi. Bu alanlar, mevcut organize sanayi bölgelerinin ortalama 11 katı büyüklüğünde. Hedef; Marmara’da sıkışan sanayiyi Anadolu’ya yaymak, mega endüstriyel bölgeler kurmak ve planlı sanayi alanlarını 160 bin hektardan 350 bin hektara çıkarmak.

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, bu adımı Türkiye sanayisi için “tarihi” olarak tanımlıyor. Planın en dikkat çekici yanı ise yeni sanayi bölgelerinin yalnızca fabrikalardan değil; demiryolu ve liman bağlantıları, lojmanlar, eğitim kurumları, sosyal alanlar ve yeşil üretim yaklaşımıyla bir bütün olarak tasarlanması.

Ve bu büyük planın içinde Eskişehir de var.

İşte tam bu noktada mesele rakamlardan çıkıp şehir meselesine dönüşüyor.

Eskişehir’den bakınca bu karar, teknik bir yatırım haberi olmaktan çok daha fazlasını ifade ediyor. Çünkü bu şehir yıllardır sanayiyle kurduğu ilişkiyi “ölçülü ama nitelikli” bir yerde tutmaya çalışıyor. Organize sanayi bölgeleri dolu, üretim var, ihracat var; ama Eskişehir kendini hâlâ net bir sanayi kimliğiyle anlatabilmiş değil. Ne tam ağır sanayi kenti, ne de sanayiden uzak duran bir üniversite şehri. Arada ama dengede.

Aslında bu denge, doğru okunursa Eskişehir’in en büyük avantajı.

Şehir bir demiryolu kenti. Bu sadece hızlı trenle sınırlı bir tanım değil; raylı sistem kültürü, üretimi, bakım-onarımı ve insan kaynağıyla Eskişehir’in sanayi hafızasında güçlü bir yer tutuyor. Yeni sanayi bölgeleri demiryolu bağlantılarıyla planlanıyorsa, Eskişehir bu hikâyede figüran olamaz.

Bir diğer güçlü başlık havacılık. TUSAŞ, TEI ve yan sanayiyle birlikte şehirde yıllardır biriken ciddi bir havacılık ve savunma sanayii potansiyeli var. Hatta bir dönem Eskişehir’de ihtisas sanayi bölgeleri, özellikle havacılık ve ileri teknoloji alanında, yüksek sesle konuşulmuştu. Dosyalar hazırlandı, niyetler ortaya kondu ama konu zamanla gündemden düştü. Bugün açıklanan bu yeni sanayi modeli, o eski tartışmaları çok daha sağlam bir zeminde yeniden açma imkânı sunuyor.

Üstelik anlatılan model, Eskişehir’in ruhuna aykırı değil. Çalışanı ve ailesiyle birlikte düşünen, eğitimle üretimi yan yana koyan, sosyal yaşamı ve çevreyi hesaba katan bir sanayi yaklaşımı… Bu şehir zaten yaşam kalitesiyle, eğitim altyapısıyla ve genç nüfusuyla öne çıkıyor. Sanayi bu dokuya doğru eklemlenirse, Eskişehir büyür ama bozulmaz.

Kalkınma Yolu ve Zengezur gibi projelerle Anadolu’nun uluslararası pazarlara bağlanacağı bir döneme girilirken, Eskişehir’in bu yeni ticaret ve üretim ağlarında merkezî bir rol üstlenme ihtimali de artıyor. Ama bu ihtimal kendiliğinden gerçekleşmez. Kimliğini netleştirmeyen, hangi alanda derinleşeceğini seçmeyen şehirler bu büyük planın yalnızca adını duyar.

O yüzden mesele basit ama kritik:

Eskişehir bu yeni sanayi hamlesini “herkes kadar pay alalım” diye mi okuyacak, yoksa demiryolu, havacılık, ileri üretim ve ihtisaslaşma üzerinden kendine net bir rol mü biçecek?

Bu karar Eskişehir için faydalı olur mu?

Evet, olur. Hem de çok.

Ama sadece şehir ne istediğini bilirse.

Mevcut sanayi fotoğrafını doğru okuyup geleceği ona göre planlarsa.

Ve Ankara’dan gelecek yatırımı beklemek yerine, Ankara’ya güçlü bir hikâye sunarsa.

Bu kez mesele “bize ne düşer” değil.

Mesele “biz neyi üstleniriz”.

Eskişehir bu soruya güçlü bir cevap verirse, bu karar bir Resmi Gazete haberinden ibaret kalmaz.

Şehrin yönünü değiştiren bir dönüm noktasına dönüşür.