Geçtiğimiz yılın ocak ayında gazetecilerle bir araya gelen Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, “Eskişehir Yılı” ifadesini ilk kez bu buluşmada ortaya atmıştı.

2026 yılının 26’sı, şehirde yan yana gelme motivasyonunu artırmaya yönelik ideal bir vurgu olarak ele alındı.

Bu işler böyledir; ortada bir hedef, bir ülkü olduğu zaman öncelikle bir işaret ya da sembolün ortaya konması gerekir.

Günlük yaşamın telaşı içinde akılda kalıcı içerik ve anlam üretmenin giderek zorlaştığı, bu yoğunluğun toplumsalı üretmeye hem imkan hem de ihtimal bırakmadığı bugünlerde; Ünlüce’nin “26”yı sık sık dayanışma ve emek kavramlarıyla birlikte anması, söze çoğu zaman birlik ve beraberlik vurgusuyla başlaması boşuna değil.

Ünlüce muradının, “Eskişehir Yılı”nı belediyeye ya da Ayşe Ünlüce’ye ait bir takvim yılı başlığına indirgemek olmadığını, konuşma ve yaklaşımıyla fazlasıyla hissettirdi.

Şehrin bütün paydaşlarının kendini içinde hissedebileceği bir zemini mümkün kılmak için ciddi gayret etti. Bu yüzden hoyrat bir sahiplenme dili yerine, kentin önüne bir filiz koydu; Büyümesi, dallanması ve meyve vermesi ise şehrin ortak iradesine sıkı sıkıya bağlandı.

Dünkü toplantıda kendisine yöneltilen “AK Parti’nin logosunu nasıl buldunuz” sorusu, “Gayet başarılı buldum. Her kurum kendi penceresinden bakarak Eskişehir yılına katkı sunmalı” sözleri, Ünlüce’nin ortak hedefte birleşilmesi yönündeki ısrarının dile gelmiş haliydi.

Fakat “Eskişehir Yılı”, belediyecilikten de ari değil; Ünlüce, 63 projeyi bu yılın kapsamı içine yerleştirmiş.

İşin özüne bakıldığında mesele, şehrin insanlarını yan yana tutma, dağılmaya karşı bir arada kalma gayreti. Ünlüce’nin dünkü toplantıda dile getirdiği “zor zamanlardan, karanlık günlerden geçiyoruz” tespiti de bu çabanın altını çiziyor.

Bu tespit bir abartı değil, gündelik hayatın sıradan bir gerçeği.

Ünlüce’nin aynı toplantıda “Eskişehir’den ülkenin tamamına bir ışık göndermeyi umut ediyoruz” sözleri de bir temenniden çok, dağılmanın ve karanlığın karşısına konulan bir irade beyanı.

İşin özü şu ki, “Eskişehir Yılı” Ünlüce’nin kafasında insanı merkeze alan bir yıl olarak kurgulanmış.

Yalnızlaşan insana, Eskişehir’den uzatılan bir dayanışma aşısı.

Bir aşıyı komple bir tedavi olarak ele almak, hastayı hayal kırıklığına uğratabilir. Ülkenin, şehrin, mahallenin, evin, bireyin tüm sorunlarını bu aşı ile tedavi etmeye kalkmak bilime hakaret, büyüye ve büyücülere davet olur. Ki kara büyüde dahildir bu davete. Tüm olumsuzlukları “Eskişehir Yılının” çözmesini bekleyenlere kötü bir sürprizim var.

“Eskişehir Yılı”, tüm olumsuzluklara rağmen hayatın devam ettiğini hatırlatmaktan başka bir şey söylemeyecek; yan yana gelmenin dışında bir reçete sunmayacak, dayanışma ağını genişletmekten başka da hiç bir tavsiyede bulunmayacak.

Yazıyı Hasan Hüseyin Korkmazgil ile bitirelim.

“Biliyorum

matarada su

torbada ekmek

değil şiir

ama yine de

matarasında suyu

torbasında ekmeği

kalmamışları

ayakta tutabilir.”