Eskişehir’de siyaset bazen bir “ziyaret trafiği” gibi işliyor: Bakanlar geliyor, kürsüler kuruluyor, fotoğraflar çekiliyor… Ama şehir o ziyaretlerden geriye kalan somut kazanımları pek göremiyor.

Eskişehir’e bakınca insanın zihninde tuhaf bir trafik görüntüsü beliriyor.

Hani büyükşehirlerde sabah saatlerinde bir kavşakta yaşanan o kısa ama yoğun hareketlilik gibi: Bakanlar geliyor, siyasetçiler uğruyor, kürsüler kuruluyor, konuşmalar yapılıyor, fotoğraflar çekiliyor… Sonra kalabalık dağılıyor. Konvoylar uzaklaşıyor.

Şehir ise o ziyaretlerin ardından pek de bir şey kazanmış gibi görünmüyor.

AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak’ın ve parti teşkilatının Eskişehir’de en mahir olduğu işlerden biri de, bu “siyasi ziyaret trafiğini” diri tutmak.

Bir şehir düşünün ki gündemini neredeyse ziyaretlerin kendisi belirliyor. Gelenler, gidenler, karşılananlar, uğurlananlar… Siyasetin kendisi değil de, sanki onun koreografisi…

Yanlış anlaşılmasın. Bir şehre bakanların gelmesi elbette başlı başına olumsuz bir şey değildir. Türkiye’de siyaset biraz da temasla, ziyaretle yürür. Fakat ziyaret ile o ziyaretin somut kazanımları arasındaki mesafe, çoğu zaman tahmin edilenden uzun oluyor.

Eskişehir’de de bu mesafenin hala kapanmadığını söylemek mümkün.

Geliş gidişlerin bir çevre yoluna, bir ilçe yolu yatırımına ya da şehrin hayatını gerçekten değiştirecek bir projeye dönüşmediği ortada duran bir gerçek.

Üstelik işin ironik tarafları da var. Bir Ulaştırma Bakanının şehre geldiği bir programda Eskişehir milletvekillerinin dahi görünmemesi, bu ziyaret siyasetinin tuhaf sahnelerinden biri olarak hafızada kaldı. Daha da önemlisi, bu ziyaretlerin artık parti içinde bile eskisi kadar heyecan uyandırmadığı seziliyor. Siyasetin ritüelleri bazen kendi enerjisini de tüketiyor zannediyorum.

Bu yoğun ziyaret trafiğinin Eskişehir’deki siyasi dengeleri AK Parti lehine değiştirmesi hiç de kolay görünmüyor. Çünkü Eskişehir siyaseti, Türkiye ortalamasından biraz farklı bir ritimle işler. En azından 25 yıldaki seçim sonuçları bunu gösteriyor.

Hatırlayalım; Türkiye’nin pek çok şehrinde tek başına güçlü bir seçim etkisi yaratabilen Recep Tayyip Erdoğan’ın bile Eskişehir’de beklenen siyasi karşılığı tam olarak bulamadığı seçimler yaşandı.

Bazı yerel seçimlerde Erdoğan iki kez şehre geldi, bazı seçimlerde bakanlar Eskişehir’i adeta yol eyledi. Ama sonuç değişmedi. Bu tablo, Eskişehir’de seçmen tercihlerinin yalnızca merkezi siyasetin rüzgarıyla değişmeyeceğini gösteriyor.

Hal böyleyken insan şu soruyu sormadan edemiyor: AK Parti, Eskişehir’de yaklaşık çeyrek yüzyıldır büyükşehir belediyesini neden kazanamadığı gerçeğiyle gerçekten samimi bir yüzleşmeye girdi mi? Doğrusu pek öyle görünmüyor. Eskişehir’i anlayan, Eskişehirliyi tanıyan bir siyasal akıl da bu yüzden bir türlü ortaya çıkmıyor.

Yapılabilen şey çoğu zaman “Sayın Bakanım hoş geldiniz”, “Sayın vekilim buyurun” faslından öteye geçemiyor.

Bir de işin kadro meselesi var. Partinin insan kaynakları havuzu da eskiye göre epey daralmış görünüyor. O eski geniş havuz hala var olsaydı, Gürhan Albayrak’ın işi çok daha zor olurdu. Çünkü o havuzda boy göstermek gerçekten ustalık ve maharet isterdi. Şimdi ise siyaset biraz daha sığ bir havuzda boy veriyor.

Bu tablo karşısında AK Parti’nin Eskişehir’de güçlü bir başarı hikayesi yazması kolay görünmüyor. Her biri kendi alanında hareket eden milletvekilleri ile adeta küçük küçük bahçelerden oluşan “dikensiz gül bahçesi” kurulmuş gibi.

Oysa siyasette rakibi yenmek çoğu zaman en zor iş değildir. Asıl zor olan, insanın kendine o zor soruyu sorabilmesidir. Eskişehir meselesi de biraz böyle bir soru gibi duruyor. Çünkü bir şehri kazanmak için yalnızca bakan göndermek yetmez. O şehrin siyasi damarlarını, toplumsal dokusunu ve insanını anlamak gerekir. Ve bu da çoğu zaman ziyaret programlarından çok daha fazla emek ister. Anlayacağınız, bakan ağırlamakla olacak işler değil…