Önce kendi evimizin önüne bakalım, yani Eskişehir’e…Bir tarafı tutmanın, bir lidere ya da bir hizbe sadakat göstermenin ötesinde, bu kriz hangi yapısal meseleleri görünür kılabilir?

CHP'nin ya da ondan doğacak olası bir yeni partinin Türkiye siyasetinde nasıl bir rota izleyeceğini zaman gösterecek.

O tartışmayı bir kenara bırakalım.

Önce kendi evimizin önüne bakalım, yani Eskişehir’e…

Bir tarafı tutmanın, bir lidere ya da bir hizbe sadakat göstermenin ötesinde, bu kriz hangi yapısal meseleleri görünür kılabilir?

Doğrusu, CHP'nin iç meselesi diye geçiştirilebilecek bir tartışma değil. Çünkü CHP, Türkiye'nin en eski siyasal kurumlarından biri. İçinde yaşadığı her kriz, ister istemez memleketin gündemine de sirayet ediyor. Memleketin onca meselesi arasında, dönüp dolaşıp CHP'nin iç tartışmalarını konuşuyor olmamız biraz da bundan.

Peki; bu ayrışmadan Eskişehir siyaseti bir şeyler kazanabilir mi?

Belki de ilk kez, parti içi demokrasinin gerçekten ne olduğu üzerine konuşma fırsatı doğar.

Belki il ve ilçe kongreleri, belediye başkanlarının nüfuz alanlarını tahkim ettiği pazarlık masaları olmaktan çıkar; yeniden üyelerin ve delegelerin söz sahibi olduğu siyasal zeminlere dönüşür. Çünkü bugün "örgüt iradesi" diye sunulan birçok tablonun hangi telefon görüşmeleriyle, hangi belediye koridorlarında şekillendiğini bilmeyen neredeyse yok gibi.

Belki de belediye başkanlarının işaret ettiği isimlere "örgütün tercihi" makyajı yapma alışkanlığı sona erer. Parti üyelerinin tanımadığı, delegelerin karşılığını bulamadığı insanlar, yalnızca bir makamın teveccühüyle il ya da ilçe başkanı yapılmaz. Atamaya seçim görüntüsü vermek, demokrasi üretmiyor.

Nerede durduğundan çok kiminle durduğun önemini yitirir belki de.

Belki iki cümleyi yan yana getirmekte zorlanan insanlar, sadece "bizden" oldukları için koskoca örgütlerin başına getirilmez.

Belki de en önemlisi, belediye çalışanlarının delege olmasını yasaklamakta gösterilen hassasiyet, belediye başkanlarının delege düzenine müdahalesi konusunda da gösterilir. Türkiye siyasetinin eski alışkanlığıdır bu: Kural önce aşağıya uygulanır; yukarı çıktıkça esnemeye başlar. Garibana disiplin kolaydır, güç sahibine sınır çizmek ise pek rastlanır bir şey değil.

Belki parti içi demokrasi, belediye bürokratlarının kariyer planlarına emanet edilmez. Üyeler ve delegeler, birkaç kişinin uzun vadeli hesaplarında kullanılan birer sayı olmaktan çıkar.

Belki siyaset, özgeçmiş zenginleştirme faaliyetinin başka bir adı olmaktan kurtulur.

Bütün bunları CHP mi yapar, kurulacak yeni parti mi yapar; bilmiyorum.

Bunları yapanın iktidar olacağının da hiçbir garantisi yok.

Ama siyasete yeni olan bana kalırsa budur.

Çünkü bugün AK Parti'yi eleştirirken en çok başvurulan kavramlardan biri "lider sultası." Eğer CHP'de ya da yeni partide parti içi demokrasi denilen şey, itiraz edebilme serbestisinden ibaret kalacaksa, ortada niteliksel bir fark değil, yalnızca üslup farkı var demektir.

"AK Parti'de eleştiri bile yapılamıyor" deniyor.

Peki, eleştirinin yapılabildiği yerde ne değişiyor?

Eleştiri, karar alma süreçlerini dönüştürmüyorsa; adayları, delegeleri, il başkanlarını belirleme usullerine dokunmuyorsa; sadece bir tahliye kanalı işlevi görüyorsa, adına demokrasi demek de güçleşiyor.

Türkiye'de siyasi partilerin önemli bir kısmı, fikirlerin yarıştığı kurumlar olmaktan çok, kariyerlerin yönetildiği organizasyonlara dönüştü. Böyle olunca parti içi mücadele de siyasal programlar arasında değil, nüfuz alanları arasında yaşanıyor.

Belki bu ayrışma, tam da bu nedenle bir fırsattır.

İnanın bana bazen bölünmeler yalnızca güç kaybı üretmez; alışkanlıkları da parçalar.

Her ayrılık ilerleme getirmez elbette. Tarih bunun örnekleriyle dolu. Ama hiçbir siyasal yapı da kendini sorgulamadan yenilenemedi.

Bana kalırsa bugün en büyük vaat, iktidar vaadi değildir.

En büyük vaat, parti içinde demokratik bir düzen kurabileceğini gösterebilmektir.

Gerisi, seçmenin takdiridir.

Benim payıma gelince...

Siyasi tercihlerimde çoğu zaman kazananlardan değil, kaybedenlerinden oldum. Belki de bu yüzden kazanmanın kendisi hiçbir zaman yeterince ikna edici gelmedi bana. Asıl mesele, kazanmak için neye dönüştüğün…