Eskişehir'de siyaset uzun yıllar kişiler etrafında şekillendi. Yeni Parti'nin başarısını ise bu alışkanlığı aşıp aşamayacağı belirleyecek.

Yeni Parti'yi yalnızca CHP'den ayrılmış yeni bir siyasal organizasyon olarak tarif edersek, yaşanan sürecin önemini azaltırız. Çünkü bu ayrılık, tarafların kendi siyasal iradesiyle şekillenmiş olağan bir bölünmeden ziyade, yargı süreçlerinin belirlediği bir zorunluluğun ürünü. Bu nedenle bugün ortaya çıkan tablo, sadece yeni bir partiyi değil, aynı zamanda yeni bir partililik halini de üretiyor.

Bu partililik hali, ister istemez sorunlu bir zeminde filizleniyor. Dün aynı kürsüde konuşan, aynı seçim kampanyasında omuz omuza çalışan insanların bugün birbirlerine ihtiyatla, hatta zaman zaman kuşkuyla bakmaları bunun en görünür tezahürü.

Ayrılığın hukuki gerekçesi ne olursa olsun, siyasal ve duygusal maliyeti henüz kapanmış değil. Birlikte geçirilen yıllar ile bugünkü siyasal pozisyon arasındaki gerilim, tarafların diline de, davranışına da yansıyor.

Tam da bu nedenle siyasetin önündeki mesele, yalnızca yeni bir örgütlenme değil.

Asıl mesele, zorunlu kopuşun ürettiği psikolojiyi yönetebilmek. Aksi halde siyaset, uzun vadeli bir program üretmek yerine, kopuşun yarattığı kırgınlıkların ve anlık reflekslerin peşinden sürüklenir. Oysa kırgınlık üzerine inşa edilen siyaset, ilk etapta duygusal bir karşılık bulsa bile, kalıcı bir toplumsal karşılık üretmekte zorlanır.

Üstelik yeni bir parti, yalnızca eski partinin kadrolarını değil, onun siyasal alışkanlıklarını da devralabilir. Kurumsal hafıza kadar kurumsal zaaflar da taşınır. CHP'nin yıllardır aşmakta zorlandığı kimi siyaset yapma biçimlerinin Yeni Parti'de yeniden üretilmeyeceğini bugünden kimse garanti edemez.

Örneğin toplumsal bağlarını güçlendirmek yerine siyasal mühendislik hesaplarına ağırlıkveren anlayış... Bir dönem birbirinden çok farklı siyasal görüşleri aynı masa etrafında buluşturma çabası, içinde bulunduğu şartlarda önemli bir demokratik girişim olarak değerlendirildi. Ancak bugün geriye dönüp bakıldığında, bu tercih aynı zamanda toplumla doğrudan ilişki kurma sorumluluğunu erteleyen bir siyaset tarzı olarak da okunabilir. İttifak kurmak ile toplumsal taban inşa etmek aynı şey değil…

Bu tartışmanın yerel siyasette de karşılığı var. Eskişehir özelinde CHP'nin uzun yıllardır en belirgin meselelerinden biri, ideolojik ayrışmalardan çok kişisel ve örgütsel kümelenmelerdi.

Siyasetin dili zaman zaman yerelde kurulan siyasetten ziyade isimler üzerinden sürdürüldü. "Kazım Kurtçular", "Ahmet Ataççılar" ayrımını unutmayalım. Bu iklimde parti içi rekabet, fikirlerin değil aidiyetlerin yarışına dönüşmüştü. Haliyle üyeler bir ideoloji taşıyıcısı değil bir ismin askerleri olarak sahne aldı. Bireysel hesaplar siyasi argümanlar olarak konuşuldu.

Bugün aynı veya benzeri hastalık kim önce istifa etti, kim neden istifa etmiyor, gibi anlamsız tartışmalar etrafında döndürülüyor. İstifa bir siyasi kararın sonucu değil de radikal bir siyasi karar olarak ele alınıyor. Mikrop bünyeye sosyal medya ile sokuluyor. Yapılan bazı yorumlar ise yanlış ilaç tedavisi uygulamaktan hallice.

Yeni Parti’nin önündeki asıl sınav da burada duruyor. Kaç kişinin geçtiği, kimin geçtiği ya da geçmediği, kaç üyesi olduğu veya olmadığı, ne kadar üye koparıldığı ya da kaç milletvekilinin saflarda tutulduğu değil, asıl mesele toplumsal bir karşılık bulacak yol ve köprüler inşa edebilmesidir.

Şayet eski ayrışmalar yeni bir tabela altında yeniden üretilirse, zorunlu kopuş tarihsel bir fırsata dönüşmez. Fakat geçmişin alışkanlıklarını sorgulayabilen, toplumsal bağlarını güçlendiren ve siyasal enerjisini iç hesaplaşmalara değil ülkenin meselelerine yöneltebilen bir çizgi kurabilirse, o zaman yeniyi konuşabiliriz.

Siyasetin ve siyasetçinin sorumluluğu da zaten bu yeni yol ve köprüleri inşa edebilmesidir.