Eskiden sendikalar işçiye güç verirdi, şimdi işçiden güç alan yapılara dönüşüyorlar. Üye artık aidat, yetki ve pazarlık masasında kullanılacak istatistiki bir veri gibi öyle değil mi?

Belediye-İş Sendikası Eskişehir Şube Başkanı Kemal Azak'ın dünkü açıklamasını görmüşsünüzdür. Azak’ın ağzından bal damlıyor, işçilerin yarınlardan korkmaması adına mükemmel bir müjdeyi kamuoyu ile paylaşıyordu.

İşin şakası bir tarafa hikayeyi bilmeyenler için anlatayım.

Ankara’da yeni bir sendika kurulmuş. Daha tabelasının boyası kurumadan sahaya inmiş. Ne güzel... İnsan ister istemez merak ediyor: Mevcut sendikaların hangi eksiğini tamamlayacak? Nasıl bir emek siyaseti öneriyor? İşçiye hangi yeni sözü söylüyor?

Normal şartlarda yeni bir sendikanın kuruluşu, önce bir iddiadır; sonra bir örgütlenme faaliyetidir.

Fakat anlaşılan bu sıra biraz değişmiş.

Kendisini 'Çağdaş-Sen' olarak adlandıran sendika, daha yolun başında sergilediği ilkellikle 'çağdaş' sıfatını hükümsüz kılmış.

İddialara göre önce örgütlenme başlamış, gerekçeler ise daha sonra düşünülmek üzere rafa kaldırılmış. Üstelik örgütlenme denilen şey de işçiyi hak mücadelesine ikna etmek değil; başka bir sendikaya üye işçileri çeşitli baskılarla kendi saflarına çekmek. Eğer anlatılanlar doğruysa, ortada yeni bir sendikadan çok yeni bir üye toplama tekniği var.

Eskiden sendikalar işçiye güç verirdi, şimdi işçiden güç alan yapılara dönüşüyorlar. Üye artık aidat, yetki ve pazarlık masasında kullanılacak istatistiki bir veri gibi öyle değil mi?

Kemal Azak'ın dile getirdiği iddialar arasında belki de en dikkat çekici olanı, yeni sendikanın belediye başkanının adını kullanarak ve baskı yaparak işçileri örgütlemeye çalıştığı yönündeki ifade.

Doğruysa, bu yalnızca etik bir tartışma değil. Yeni sendikanın işçiyi temsil eden bir yapı olmaktan çıkıp, gücün işçiler üzerindeki dolaşım kanallarından biri haline gelmesinin amaçlandığını gösterir.

Oysa sendika neydi; sevgiydi, emekti! Şaka şaka…

Zalim patron karşısında yalnız kalmamak için sendikaya üye olmak eskidenmiş, şimdi bazen hangi sendikaya üye olduğunuz başlı başına bir güvenlik meselesine dönüşüyor.

Anlıyoruz ki, sendikal rekabet, fikirlerin değil, nüfuz alanlarının rekabeti gibi işleyecek. Hangi sendikanın daha iyi toplu sözleşme hazırladığı değil, kimin daha çok üyeye sahip olduğu konuşulacak. Böyle olunca emek, sendikaların varlık sebebi olmaktan çıkıp varlık aracına dönüşüyor.

Belediye-İş'i de bu tablonun bütünüyle dışında tutmak elbette mümkün değil. Türkiye'de belediye işçisinin hakkını tavizsiz savunan örnek bir sendikal düzen kurulduğunu kimse iddia edemez. Bu tablo karşısında, "al birini vur ötekine" diyenlere hak vermemek zor.

Ama tam da bu yüzden yeni bir sendikadan beklenen şey, eski alışkanlıkları yeniden üretmek değil, onları aşmaktı.

Eğer ilk vaat "Sizi savunacağız" değil de "Bizden olmazsanız sürünürsünüz" hissini veriyorsa, ortada yeni olan yalnızca tabeladır. Sendikal anlayış ise bildiğimiz yerde duruyordur.

Hasılı yeni sendika dün söylenenlerle bugün eskidi.

Daha yeni bir sendika kurmak lazım.

Sendika ağalarına ve patronlarına duyurulur…