Bazı siyasetçiler vardır; konuşacakları gün önceden hissedilir.
Gazeteciler farkında olmadan tetikte olur, kulaklar biraz daha açık, not defterleri biraz daha hazırdır. Çünkü o isim konuştuğunda, söylenenler yalnızca cümle olarak kalmaz; yankı yapar, başlık olur, tartışma başlatır.

Eskişehir’de bu hissi uzun yıllar boyunca en çok uyandıran isimlerin başında Kazım Kurt geldi.
Meclis üyesiyken de, milletvekiliyken de, belediye başkanı olduğunda da tarzını pek değiştirmedi. Net konuştu, polemiği sevdi, geri adım atmaktan hoşlanmadı. Sözünü sakınmadığı için de sözü hep dikkatle dinlendi. Bir açıklaması, çoğu zaman birden fazla manşeti besledi.

Bu etki bugün tamamen kaybolmuş değil.
Zaman zaman aynı cümlelerin etrafında dolaşıyor olabilir; bu da doğal olarak etkiyi törpülüyor. Ama hâlâ, Eskişehir siyasetinde sesi duyulan, cümlesi karşılık bulan bir figür.

Yine de şehir siyasetinin uzun süreli fotoğrafına bakıldığında ilginç bir dengesizlik göze çarpıyordu. CHP cephesinde bu sertlik ve görünürlük korunurken, AK Parti tarafında buna karşılık gelen bir ritim bir türlü yakalanamıyordu. Meclis kürsüsünde Murat Özcan zaman zaman bu boşluğu dolduruyor, refleksi ayakta tutuyordu ama bu, süreklilik kazanan bir tabloya dönüşmüyordu.

Son dönemde bu dengede bir hareketlenme var.
Ve bu hareketin adı: Nebi Hatipoğlu.

Hatipoğlu yüksek sesle konuşan bir siyasetçi değil.
Her gün açıklama yapan, gündemin peşinden koşan bir profil çizmiyor. Ama konuştuğunda, sesi duyuluyor. Tonu sert, hedefi net, cümleleri yerel muhalefeti doğrudan sıkıştıran bir hatta ilerliyor. Bu yüzden de söyledikleri tek bir haberle sınırlı kalmıyor.

Geçtiğimiz günlerde yaptığı değerlendirmeler bunun en somut örneğiydi.
Su sorunu, trafik, kentsel dönüşüm… Eskişehir’in yıllardır çözülemeyen başlıklarında yerel yönetimlere sert eleştiriler yöneltti. Kazım Kurt, Ahmet Ataç ve Yılmaz Büyükerşen isimlerini anarak eleştirinin sınırlarını bilinçli biçimde genişletti.

Bu iddialar fazla mıydı, eksik miydi, sert mi kaçtı?
Bu başka bir tartışma.
Ama şurası çok netti: O toplantıdan çıkan gazeteciler, haberi kısa tutmakta zorlandı. Çünkü hangi cümle manşet olur, hangisi spotta kalır sorusu kolay değildi.

Asıl mesele ise burada başlıyor.
Hatipoğlu’nun konuşması yalnızca eleştiriyle sınırlı değildi. Eleştirinin yanına, yerel yönetimlere dair kendi bakışını ve projelerini de koydu. Yani “olmuyor” derken, “ben olsam” diye başlayan cümleleri de kurdu.

Bu da ister istemez şu soruyu doğurdu:
Bu yalnızca muhalefet refleksi mi, yoksa bir hazırlığın işareti mi?

Nitekim bu soru kendisine de yöneltildi.
Cevabı kısa ama dikkat çekiciydi.
Net bir “hayır” yoktu.
“Planımda yok” demedi.
Parti disiplini ve lider vurgusuyla ihtimali tamamen kapatmayan bir dil kullandı.

Siyasette bazen en yüksek ses, söylenmeyen cümleden çıkar.
Ve bu cevap, birçok kuliste aynı anda dolaşmaya başladı.

Önümüzdeki süreçte Hatipoğlu’nu belediye hizmetleri, yerel yönetim eksikleri ve kendi projeleri üzerinden daha sık görürsek şaşırtıcı olmaz. Daha fazla toplantı, daha fazla temas, daha görünür bir hat da mümkün.

Şurası kesin:
Eskişehir siyasetinde bazen çok konuşanlar değil,
konuştuğunda yön değiştirenler iz bırakır.

Ve bu son çıkış, sadece bir eleştiri değildi.