Kazım Kurt tercihini açıkça ortaya koydu. Kazanırım, kaybederim gibi bir düşünceden sakınmadı. Buna karşılık Ahmet Ataç ve Ayşe Ünlüce cephesinde aynı ölçüde açık bir tablo henüz oluşmuş değil.
Yeni Parti’nin kongre takvimi artık sahada kendisini göstermeye başladı.
Geçtiğimiz hafta sonu tamamlanan delege süreciyle birlikte gözler ilçe kongrelerine çevrildi. Sürecin başından bu yana delege yapısının bir formalite olduğu özellikle vurgulandı. Belediye başkanlarının ve mevcut il başkanının da delegelik konusunda kendilerini sürecin dışında tutmaları, üyelerin iradesinin ön plana çıkacağı yönünde bir görüntü oluşturdu.
Şimdi yaklaşık 8 bin üyenin vereceği kararlar konuşuluyor.
Bunun küçümsenecek bir tarafı yok.
Üstelik bu üyelerin önemli bir bölümünün ilk kez bir siyasi partiye üye olduğu ifade ediliyor. Yeni bir parti açısından bu durum ciddi bir fırsat. Çünkü geçmişten gelen örgüt alışkanlıklarının dışında, siyasete yeni katılan insanların da karar mekanizmasına dahil olabileceği bir yapı ortaya çıkıyor.
Fakat bunun gerçekten böyle olup olmayacağını kongreler gösterecek.
Çünkü birkaç yüz kişilik bir delege yapısında kullanılan siyasi yöntemlerle binlerce üyeye ulaşmak aynı şey değil. Eskiden mahalle, delege ve örgüt ilişkileri üzerinden yürüyen çalışmaların bugün aynı biçimde sonuç vermesi kolay görünmüyor.
Üye sayısı büyüdükçe, eski ilişkilerin etkisi azalmasa bile belirleyiciliği tartışılır hale geliyor.
Bu nedenle Yeni Parti’nin Eskişehir kongreleri yalnızca adayların yarışacağı bir süreç olmayacak. Aynı zamanda partinin eski siyaset alışkanlıklarını ne kadar geride bırakabildiğini de gösterecek.
Bu açıdan bakıldığında Odunpazarı ayrı bir önem taşıyor.
Rahmi Çınar, uzun yıllardır Odunpazarı örgütünde bulunan ve ilçe başkanlığı görevini en uzun süre yapan isimlerden biri.
Geçmiş CHP dönemindeki son kongrede beş adayla yarışmasına rağmen seçimi kazanmış olması da örgüt içerisindeki gücünü gösteriyor.
Ancak Çınar’ın bugüne kadar elde ettiği siyasi sonuçları sadece kendi örgütçülüğüyle açıklamak doğru olmaz.
Kazım Kurt’un desteği burada önemli bir başlık.
Kurt, belediye başkanlığı görevini siyasi örgütlenmeden tamamen ayrı değerlendirmeyen bir isim olduğunu hiçbir zaman gizlemedi. Birlikte çalışacağı kadrolar konusunda tercihini açık biçimde ortaya koydu. Rahmi Çınar konusunda da aynı tavrı sergiledi.
Çınar’ın yeniden aday olmasıyla birlikte Kurt’un desteğinin arkasında olduğu yönündeki değerlendirmelerin yapılması bu nedenle şaşırtıcı değil.
Fakat bugün şartlar eskisi gibi diyemem.
Eskiden delege üzerinde kurulan siyasi etkinin, doğrudan üyelerin oy kullanacağı bir seçimde aynı sonucu üretip üretmeyeceği henüz bilinmiyor.
Kazım Kurt’un siyasi ağırlığını yok saymak mümkün değil. Ancak yaklaşık 8 bin kişilik bir parti yapısında birkaç bin üyenin tamamını aynı yöntemle yönlendirmek de kolay değil.
Bu seçimlerin önemli farklarından biri burada ortaya çıkıyor.
***
Cevahir Çalıkuşu’nun adaylığını açıklamasıyla birlikte Odunpazarı’ndaki yarış iki isim üzerinden okunmaya başladı.
Çalıkuşu’nun en önemli avantajlarından biri, mevcut yapıya itiraz eden farklı grupların üzerinde birleşebileceği bir isim haline gelme ihtimali.
Geçmişte Rahmi Çınar’ın karşısına çıkan adayların önemli bir bölümü kendi içerisinde ortak bir çalışma yürütemedi. Mahalle seçimlerinden başlayarak ilçe delegeliğine kadar uzanan süreçte muhalif yapı parçalı kaldı.
Bu kez aynı durumun yaşanıp yaşanmayacağı önemli.
Eğer farklı nedenlerle mevcut örgüt yönetimine itiraz edenler tek aday etrafında birleşebilirse, Çalıkuşu açısından ciddi bir taban oluşabilir.
Ama burada kendisinin de aşması gereken bir konu var.
“Değişim” söylemi tek başına seçim kazandırmaz. Üyeye neyin değişeceğini anlatmak gerekiyor.
Örgütün çalışma biçimi mi değişecek?
İlçe yönetiminde kimlere yer verilecek?
Yeni üyeler karar mekanizmasına nasıl dahil edilecek?
Gençlerin ve kadınların örgüt içerisindeki ağırlığı nasıl artırılacak?
Belediye ile parti örgütü arasındaki ilişki nasıl kurulacak?
Bunların cevapları ortaya konulmadan yalnızca mevcut yönetime tepki üzerinden bir kampanya yürütmek, değişim beklentisini karşılamaya yetmeyebilir.
Ancak Çalıkuşu açısından avantaj, sadece karşısında Rahmi Çınar’ın bulunması değil; farklı muhalif grupları aynı masada buluşturabilme ihtimali.
***
Odunpazarı’nda bir başka önemli başlık da yeni üyeler.
Partinin kısa sürede yaklaşık 8 bin üyeye ulaşması, doğal olarak örgüt içerisindeki dengeleri de değiştirdi.
Bu üyelerin tamamının sandığa aynı motivasyonla gideceğini düşünmek doğru değil. Aynı şekilde yeni üyelerin tamamını mevcut örgütün yanında görmek de mümkün değil.
İl, ilçe ve belediye çevrelerinin yeni üye kazanılması konusunda çalışma yaptığı biliniyor.
Eş, dost, tanıdık, akraba üzerinden oluşturulan siyasi ilişkiler Türkiye’deki parti örgütlenmelerinin yabancısı değil.
Dolayısıyla yeni üye sayısını tek başına bir “değişim göstergesi” kabul etmek de doğru olmaz.
Burada belirleyici olacak şey, yeni üyelerin partiye neden katıldığı ve sandığa giderken hangi kriteri dikkate alacağı.
İlk kez bir siyasi partiye üye olan bir kişinin, yıllardır örgüt içerisinde bulunan bir üyeden farklı bir beklentisi olabilir.
Bu kişilerin bir bölümünün partiye yalnızca mevcut siyasi yapılara tepki nedeniyle katılmış olması da mümkün.
Bir bölümünün ise Yeni Parti’nin gerçekten farklı bir siyaset anlayışı oluşturabileceğine inanması…
Dolayısıyla kongre sonuçları kadar, bu kitlenin nasıl davranacağı da parti açısından önemli bir veri oluşturacak.
***
Odunpazarı yarışının dışında tutulmaması gereken bir başka konu ise belediye başkanlarının tavrı.
Kazım Kurt tercihini açıkça ortaya koydu. Kazanırım, kaybederim gibi bir düşünceden sakınmadı.
Buna karşılık Ahmet Ataç ve Ayşe Ünlüce cephesinde aynı ölçüde açık bir tablo henüz oluşmuş değil.
Ataç’ın Tepebaşı’nda Tevfik Yıldırım ile devam etmek istediği yönündeki beklenti biliniyor. Ancak il başkanlığı konusunda nasıl bir pozisyon alacağı henüz net değil.
Ayşe Ünlüce açısından da Odunpazarı, Tepebaşı ve il başkanlığı süreçlerinde nasıl bir yol izleyeceği merak konusu.
Mevcut isimlerden memnun olup olmadığı, yeni adaylara nasıl baktığı ve herhangi bir ismi destekleyip desteklemeyeceği önümüzdeki günlerde daha fazla konuşulacaktır.
Burada belediye başkanlarının siyasi tercihlerini açıklamasında sakınca yok. Sonuçta onlar da siyasetin içerisindeki aktörler. Ancak yeni üye düzeninin kurulduğu bir partide başkanların ağırlığı ile üyelerin iradesi arasında sağlıklı bir denge kurulması gerekiyor.
Aksi halde “üyeler karar verecek” denilen bir sistemin arka planında yine birkaç kişinin belirleyici olduğu algısı oluşabilir. Bu da Yeni Parti’nin kuruluş iddiasıyla çelişir.
***
Madem delege ağalığı artık rafa kalkıyor.
Adaylar kongre öncesinde ne yapmak istediklerini açıkça anlatmalı. Üyeler adayları doğrudan dinleyebilmeli. İlçe ve il yönetimlerinin çalışma programları seçimden önce ortaya konulmalı.
Daha önemlisi, kongre bittikten sonra da üyeler yalnızca bir sonraki seçimde hatırlanmamalı.
Üyeye düzenli olarak söz hakkı veren toplantılar yapılabilir.
İlçe yönetimleri belli dönemlerde faaliyet raporu yayımlayabilir.
Parti içerisindeki önemli kararlar mümkün olduğunca tabanın görüşüne açılabilir.
Yeni üye olan insanlara yalnızca oy kullanacak kişi gözüyle değil, parti politikalarının oluşumuna katkı verecek insanlar olarak yaklaşılabilir.
Belediye başkanları da destekledikleri isimleri açıklayabilir; fakat kongre sonucunu üyelerin belirlemesine alan bırakabilir.
Bunlar yapılırsa, “değişim” kelimesinin içi doldurulmuş olur.
***
Bugün için kim kazanır sorusuna kesin cevap vermek mümkün değil.
Odunpazarı’nda Çınar’ın örgüt deneyimi ve Kazım Kurt desteği önemli bir avantaj olarak masada.
Çalıkuşu’nun ise yeni bir seçenek olarak ortaya çıkması ve farklı muhalif grupları bir araya getirebilme ihtimali yarışın diğer tarafındaki en önemli unsur.
Tepebaşı’nda farklı bir tablo oluşabilir.
İl başkanlığı ise bütün bu dengelerin üst üste geleceği daha geniş bir yarışa dönüşebilir.
Burada belediye başkanlarının tercihleri kadar, adayların kendi örgütlenme kabiliyeti ve yeni üyelerle kuracakları ilişki de belirleyici olacak.
Fakat benim açımdan daha önemli bir soru var:
Yeni Parti, kendisine yeni katılan binlerce insana gerçekten yeni bir siyaset alanı açabilecek mi?
Çünkü siyasetten uzak duran insanları partiye üye yapmak önemli bir başarı olabilir.
Fakat onları birkaç ay sonra eski siyasi düzenin içerisinde kaybetmek, çok daha büyük bir hayal kırıklığı yaratır.
Eski siyasi ilişkilerden gelen deneyimli isimlerle yeni katılan insanların aynı yapı içerisinde buluşması, doğru yönetilirse ciddi bir örgütsel zenginlik yaratabilir.
Yanlış yönetilirse de yeni parti, kısa sürede eski partilerin küçük bir kopyasına dönüşebilir.
Özetle bu süreç sadece kimin kazanacağını belirleyen sıradan bir kongre diyemem.
Yeni Parti’nin Eskişehir’de nasıl bir örgüt olacağına dair ilk ciddi işareti de verecek.
Değişim isteyenlerle mevcut yapıyı korumak isteyenler arasındaki farkın sandıkta nasıl ortaya çıkacağını göreceğiz.