Türkiye siyasetinde her şey değişiyor, muhalefetin hata yapma biçimi ve öfkeyi en kolay adrese boşaltma huyu değişmiyor.

AK Parti'nin uzun yıllardır en başarılı olduğu alanlardan biri, yalnızca kendi siyasetini kurması değil; rakibinin siyasetini de belirleyebilmesi. Rakibini kendi gündeminden uzaklaştırıp, daha küçük ama daha cazip hedeflere yöneltebilmesi…

CHP'nin yaşadığı son kriz de biraz bunu hatırlatıyor.

Eğer amaç CHP'yi bölmekse, ortada ilginç bir tablo var; Büyük oyunu gördüğünü söyleyenler, oyunun dışına çıkmak yerine onun en hevesli oyuncularına dönüştü ve hızla dönüyor. Yargı kararıyla görevinden uzaklaştırılan ve bu yönüyle güçlü bir siyasal meşruiyet zemini yakalayan Özgür Özel çevresi, bu mağduriyeti toplumsal bir siyasal dile çevirmek yerine çoğu zaman parti içi hesaplaşmanın yakıtı haline getiriyor.

Siyasette haklı olmakla haklılığı kullanabilmek aynı şey değil ne yazık ki!

Türkiye siyasetinde mağduriyet çoğu zaman bir imkandır; fakat öfkeye teslim edildiğinde hızla tüketilen bir sermayeye dönüşür. Her gün yeni bir "hain", her gün yeni bir "işbirlikçi", her gün yeni bir "hesap sorulacaklar" listesi...

Dilin sertleşmesi, siyasetin güçlendiği anlamına gelmiyor. Çoğu zaman düşüncenin daraldığını gösteriyor.

Bugün emeklilerin eyleminde yaşananlar da bunun küçük ama anlamlı bir örneğiydi. İktidar politikalarına itiraz etmek için toplanan bir meydanın enerjisi, kendilerine destek vermeye gelen CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü’ye yöneldi. Böylece asıl hedef yerinde dururken, öfke en kolay ulaşılabilen adrese boşaltıldı.

Muhalefetin kronik açmazı belki de tam burada başlıyor. Büyük meseleler karşısında küçük hesapların cazibesine kapılıyor. İktidarın siyasal ağırlığıyla mücadele etmek yerine, kendi içindeki aktörleri tasfiye etmeyi daha ulaşılabilir bir başarı sayıyor. Mesela AK Parti il binasının önüne gidip eylem koymaktansa yanına gelen CHP’liyi kovmak tarihin doğru tarafından bakınca doğru görünüyor olabilir.

Benzer bir tabloyu Talat Yalaz örneğinde de görmek mümkün. Tartışma, koltuğun nasıl korunacağı ya da partinin nasıl güçleneceği üzerinden değil; yarın o koltuğa oturabilecek kişinin nasıl itibarsızlaştırılacağı üzerinden yürütülüyor. Tükürükle devasa hedefi on ikiden vurmaya teşneyiz. Siyaset, rakibi yenme sanatından çok, selefi ya da halefi ezme yarışına dönüşüyor.

Sonra aynı soru tekrar soruluyor:

AK Parti neden 25 yıldır seçim kazanıyor?

Belki de cevabı, muhalefetin her seçimden sonra verdiği cevapların içinde gizli.

Bir seçimde yanlış aday...

Diğerinde adayın geç açıklanması...

Sonrakinde "aday zaten gerçek solcu değildi" tartışması...

13 yıldır kandırıldıkları iddiası ile hareket eden bir kitlenin bugün de kendini inandıracakları öfkeleri olabilir elbette.

Başlıklar değişiyor ama muhasebenin yöntemi değişmiyor.

Hatayı başka bir isim alıyor; hata yapma biçimi ise aynı kalıyor.

Belki de Türkiye siyasetinde en istikrarlı şey budur: Sonuçlardan çok gerekçelerin değişmesi. Fakat tutulan yolun başarı kazanma ihtimaline karşı, belli ki tükürmek yetmeyecek.

Görünen o ki, işi sağlama almak adına Kılıçdaroğlu destekçilerinin ağzını burnunu kırıp hastanelik etmek de öneri listesine eklenebilir. Ne de olsa ihtiyat iyidir; siyasette tesadüfe yer bırakmamak gerekir.

7 Temmuz'da Eskişehir’e gelecek Özgür Özel’in önüne, birkaç Kılıçdaroğlu destekçisinin "enkazını" bırakmaya var mısın Eskişehir?

NOT: Yazı boyunca kullanılan ironi, yatırım tavsiyesi olmadığı gibi önerilmemektedir.