Bir şehrin kimliği büyük projelerden değil, küçük gündelik sahnelerden anlaşılır. Eskişehir’de o sahnelerde kadınların varlığı belirgindir.

Akdeniz bana nedense hep kadın gibi gelir. Dalgasındaki yumuşaklık, kıyısındaki huşu... Karadeniz ise daha erkektir; serttir, omuz atar. Buğdayı hep kadın olarak düşünmüşümdür: bereketli, çoğaltan, büyüten. Arpa ise daha erkektir; daha köşeli, daha dayanıklı.

Nehirler de böyledir sanki. Porsuk’un suyu kadına ilişkindir bana kalırsa. Şehrin içinden ağır ağır geçerken bir tür evcillik, bir tür yumuşama getirir. Sakaryabaşı’nın o duru kaynakları da öyledir; bir başlangıç hissi...

Eskişehir bir kadın kentidir.

Biraz iddialı bir çıkış gibi durabilir. Ama şehirlerin karakteri bazen sokakta yürürken hissedilen şeylerden anlaşılır. Bir kentin ritmi vardır. Adımların temposu, meydanların tonu, gecenin sesi… Bütün bunlar o şehrin ne şehri olduğunu ele verir.

Paris mesela uzun süre “ışığın şehri” diye anılmış

Manchester bir zamanlar “dumanın şehri” idi; sanayinin karası üzerine sinmişti.

Berlin ise yıllarca “duvarın şehri” olarak hatırlandı.

Türkiye’de de şehirler denince benzer çağrışımlar vardır.

Ankara siyasetin şehridir. Cumhuriyet’in bürokratik nabzı orada atar.

İstanbul paranın ve imkanın şehridir; ticaretin, fırsatın, hareketin.

İzmir çoğu zaman “özgürlük” kelimesiyle yan yana düşünülür.

Gaziantep girişimciliğin, Konya muhafazakâr geleneğin, Bursa sanayinin şehri diye anılır.

Şehirlerin karakteri böyle oluşur. Biraz tarih kurar, biraz insanlar.

Eskişehir’e baktığımızda ise başka bir kelime beliriyor gibi, kadın.

Önce siyasetten başlayalım. Seçilmişler arasında kadınların görünürlüğü Türkiye ortalamasına göre azımsanacak gibi değil. Büyükşehir belediye başkanının bir kadın olması da bunun sembolik ve güçlü bir göstergesi.

Ayşe Ünlüce yalnızca bir seçim sonucu değildir; aynı zamanda şehrin siyasal kültürünün nişanesidir.

Ama mesele yalnızca temsil meselesi değil.

Eskişehir’in sokaklarında dolaşırken hissedilen bir şey var. Şehir biraz daha parkta, biraz daha bahçede, biraz daha gündelik hayatın içinde yaşar. Akşam saatlerinde tek başına yürüyen kadınlar, parkta oturan öğrenciler, kafelerde uzun sohbetlere dalan gençler… Bunlar küçük sahneler ama bu kentin ruhunu anlatırlar.

Meslekten örnek vereyim. Eskişehir’de kadın gazetecilerin sayısı az değildir. Gündemi belirleyen, tartışmayı başlatan, fikir üreten birçok ismin kadın olması tesadüf değil. Bir şehirde hayatın dili, biraz da kimlerin konuştuğuyla şekillenir.

Türkiye’de kadınlara yönelik şiddetin neredeyse her gün haber olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Böyle bir atmosferde bazı şehirlerin kendilerini bu karanlık iklimden bir nebze koruyabilmesi dikkat çekicidir. Eskişehir de o şehirlerden biri gibi duruyor.

Belki bunun nedeni üniversitelerin varlığıdır.

Belki yıllardır süren kültür politikalarıdır.

Belki kamusal hayatın görece rahatlığıdır.

Belki de köy enstitülerinin bu topraklarda bıraktığı uzun gölgedir.

Sebebi ne olursa olsun sonuç değişmiyor.

Bir şehrin kimliği büyük projelerden değil, küçük gündelik sahnelerden anlaşılır.

Eskişehir’de o sahnelerde kadınların varlığı belirgindir.

Ve belki de tam bu yüzden şu cümle o kadar da abartılı sayılmaz:

Eskişehir gerçekten biraz kadın kentidir. Kadınlarda biraz Eskişehir'dir.