Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy, Cuma günü bu şehre veda ediyor.
Gidişine üzülen çok sayıda insan var. Bu, Türkiye’de valiler için sık rastlanan bir tablo değil. Ama Eskişehir için şaşırtıcı da değil.
Şaşırtıcı olan tek şey şu:
25 yıldır kesintisiz biçimde valilik görevini sürdüren, görev yaptığı yedi şehirde de arkasında üzgün bir kitle bırakan Hüseyin Aksoy’un Eskişehir’de gidişine az da olsa sevinenlerin bulunması.
Bunun nedenini uzun uzun düşünmeye gerek yok.
Bizim Vali Aksoy’u sevme nedenimiz, birilerinin onu sevmeme nedeni.
Peki biz neden sevdik?
Çünkü o, şehri uzaktan yöneten bir makam değil, şehrin içinde yaşayan bir devlet aklıydı.
Adalar’da yürürken, senfoni orkestrası konserinde ya da bir iade-i ziyarette karşılaşabiliyordunuz. Makama kapanan, dosya arasında kaybolan bir yönetim tarzı yoktu. İletişime açıktı. Gündemi takip ederdi. Sosyal medyaya bakar, soruları ve talepleri cevapsız bırakmazdı.
Daha da önemlisi şuydu:
Eşitti.
Ne birilerine fazla yakındı, ne de kimseye mesafeyi bahane eden bir soğukluk üretirdi. Kişileri ya da kurumları ayırmadı. İmtiyaz dağıtmadı. Siyasi ya da ideolojik etiketlerle insanları sınıflandırmadı. Devletin durması gereken yeri iyi bildi ve orada durdu.
Şehrin potansiyeline de, kronik sorunlarına da kayıtsız kalmadı.
Eskişehir Konseyi’ne başkanlık yaptı. Yıllardır kıpırdamayan turizm başlıklarını hareketlendirdi. Çocuklara yönelik projelerle eğitimden kopanları yeniden sisteme kazandırmaya çalıştı. Dilencilik meselesini uzatmadan çözdü. Okul ve çevrelerinde güvenliği önceledi. Şehrin yıllık suç ortalamasını rakamlarla aşağı çekti.
Yani vitrin değil, sonuç üretti.
Tam da bu yüzden;
ayrıcalık bekleyenler, kendisine imtiyaz tanınmayanlar ya da yalnızca kültür-sanat etkinliklerine katıldığı için onu “solcu”, kültür ve sanatı da “tehlike” sayanlar bu vedaya üzülmek yerine sevinmeyi tercih ediyor olabilir.
Ama asıl mesele burada başlıyor.
Ben, Hüseyin Aksoy’un bu şehirden emekli olarak ayrılmasını isterdim.
25 yıl boyunca kesintisiz valilik yapmış bir ismin bunu fazlasıyla hak ettiğini düşünüyorum. Neden şimdi, neden böyle bir değişiklik istendi; bunu bilmiyorum. Ancak Ankara’nın bilmesi gereken bir gerçek var:
Bir şehir, görevini hakkıyla yapan bir valinin gidişine üzülüyorsa;
oradaki sorun valinin performansı değil, merkezin tercihleridir.
Valileri sık sık değiştirmek; illerde uzun vadeli projeleri, kurumsal hafızayı ve hizmet devamlılığını zayıflatır. Bu sadece Eskişehir’in değil, Türkiye’nin meselesidir.
Eskişehir bugün alışık olmadığı bir veda yaşıyor.
Ve bu veda, Ankara’ya net bir mesaj veriyor:
Bu şehir, eşit duran, şehrin içinde olan ve sonuç üreten yöneticiler istiyor.
Bundan daha fazlasını değil, bundan daha azını da kabul etmiyor.