Bu kavganın, bu kişisel hırsların, bu fırsatçılık anlayışının bir yarını yok. AK Parti bir kez daha iktidar olduktan sonra muhalefette milletvekili olsanız ne olur? Belediye başkanı olsanız ne olur? Meclis üyesi olsanız ne değişir?
Yeni haftaya yine Yeni Parti tartışmalarıyla başlıyoruz.
Anlaşılan o ki bir süre daha CHP ile Yeni Parti arasındaki o ince çizgide senaryolar üretmeye, varsayımlar yapmaya devam edeceğiz.
Cevabı çoktan verilmiş soruları yeniden sormayı, "Kim kaldı, kim geçti, kim neden gecikti?" üzerinden niyet okumayı, ülke siyasetindeki bir süreci genelden koparıp Eskişehir özelinde kişisel hesaplaşmalara dönüştürmeyi sürdüreceğiz.
Türkçede güzel bir ifade vardır: "Gına geldi."
İşte tam olarak öyle…
Aynı konuları dönüp dolaşıp konuşmaktan, aynı isimler üzerinden bitmek bilmeyen tahminler üretmekten gerçekten gına geldi.
"Düşmanımın düşmanı dostumdur" anlayışıyla hareket edenlerden, düne kadar birbirine ağır sözler söyleyenlerin bugün aynı masada birbirini övmesinden gına geldi.
Düne kadar birbirini göklere çıkaranların ise bugün aynı kişiler hakkında en ağır ifadeleri kullanmasından da gına geldi.
Kaostan uzak durup sessiz kalmak yerine "Fırsat bu fırsat" diyerek ortaya çıkanlardan, düne kadar tek kelime etmeyenlerin bugün siyaset uzmanı edasıyla konuşup kendi söyledikleriyle çelişmelerinden de gına geldi.
Kendi iradesini, siyasi geleceğini garanti altına almak adına bir üst makama pazarlayanların bugün başkalarına duruş dersi vermesinden de gına geldi.
Ama en kötüsü ne biliyor musunuz?
"Mutlak Butlan" denilen ve iktidarın karşısındaki en büyük siyasi gücü sarsan bu kararın asıl öznesi unutuldu.
CHP, daha düne kadar Türkiye'de en fazla yerel yönetime sahip olan, pek çok kamuoyu araştırmasında iktidarın en güçlü alternatifi olarak gösterilen partiydi.
Cumhurbaşkanı adayı cezaevinde bulunan, onlarca belediyesine operasyon düzenlenen, belediye başkanları ve bürokratlarından yaklaşık 200 kişinin tutuklandığı bir partiydi.
Bu partiye polisle girildi, biber gazı kullanıldı.
Bütün bu sürecin fitilini ateşleyen, iddiaların arkasında duran ve yıllarca genel başkanlığını yaptığı partideki isimlere "hırsız" diyen kişi ise, onca seçim kaybetmesine rağmen partililerinin uzun yıllar saygı gösterdiği Kemal Kılıçdaroğlu'ydu.
Bugün ise mahkeme süreci devam eden bu olay adeta bir kenara bırakıldı.
Kararın hukuki dayanağı da konuşulmuyor, siyasi sonuçları da…
Ne genel siyasetin ne de yerel siyasetin gündeminde artık bu meselenin özü var.
Onun yerine;
"Ayşe Hanım neden istifa etmedi?"
"Ataç neyi bekliyor?"
gibi cevabı çoktan verilmiş sorular yeniden soruluyor.
Talat Yalaz'a duyduğu tepkiyi CHP'de kalma gerekçesi hâline getirenler…
Peşinden yürüdüğü siyasi isim konuşurken sessiz kalan, hamle geldiğinde ise ortalığı ayağa kaldıranlar…
Bugün "hırsız" dedikleri insanlarla yıllarca aynı sofrayı, aynı fotoğraf karesini paylaşanlar…
Hepsi konuşuluyor.
Ama kimse bu Butlan kararının doğru olup olmadığını, ülkedeki muhalefetin nasıl bir umutsuzluk içine sürüklendiğini, normal şartlarda seçime yaklaşık bir yıl kaldığını ve erken seçim ihtimalini konuşmuyor.
Çünkü belli ki "Kalırsam listede yer bulabilir miyim, gidersem kaybeder miyim?" kaygısı; ülkenin içinde bulunduğu siyasi ve hukuki tablodan daha ağır basıyor.
Unutmamak gerekir…
Bu kavganın, bu kişisel hırsların, bu fırsatçılık anlayışının bir yarını yok.
AK Parti bir kez daha iktidar olduktan sonra muhalefette milletvekili olsanız ne olur?
Belediye başkanı olsanız ne olur?
Meclis üyesi olsanız ne değişir?
İktidar umudunuz kalmadıktan sonra, oturduğunuz makamın ülkeye ne kadar faydası olabilir?