Vekiller Nerede? Sorusu kulağımıza çok aşina değil mi?

Üstelik bu soruyu joker bir eleştiri gibi pek çok yerde kullanabiliyoruz. O kadar hınzır bir soru ki mübarek, her yere yakışıyor.

Mesela hemen her gün yaşanan öğrenci eylemlerinden birinde bir an gaza gelip “gençler burada vekiller nerede” diye özellikle muhalefet milletvekillerine tepki gösterilen bir slogan atmak mümkün.

Herhangi bir kazanın meydana geldiği herhangi bir yolda toplanan kalabalıkta bu sloganı atabilir, İmar kurallarından mağdur olduğunu düşünen ve hak arayan bir toplulukta aynı sloganı atabilir.

Gördüğünüz gibi her yere yakışıyor, kulağa hiç eğreti gelmiyor bu soru...

Ama, fakat, lakin...

Madalyonun diğer tarafından bakmak, biraz da empati yapmak lazım değil mi?

Zira geçtiğimiz günlerde gerçekleşen kamu işçilerinin yürüyüşü ve eyleminde bu konu üzerine biraz düşünme fırsatım oldu.

Malumunuz hükümet işçilere gerçekten komik ve gerçeklikten uzak bir zam teklifinde bulundu.
Ve bu teklife karşı önceki yıllarda görülmeyen bir tepki, bir itiraz durumu oluştu.

Sendikal çağrı ile birlikte hak arayanlar sokağa döküldü. Eskişehir’de de Ulus Anıtı önünde toplanan grup Ak Parti il başkanlığına yürümek istedi.

Grup il binasına yürümek istediği için ara ara barikatlarla karşı karşıya geldi. Çeşitli görüşme ve uzlaşılar ile il binası değil ama binanın bulunduğu caddeye ulaşmayı başardılar.

Yürüyüş esnasında sürekli sloganlar atan grup sık sık “İşçiler burada, vekiller nerede?” diyerek elbette Eskişehir vekillerine, yani muhalefet görevi üstlenen seçilmişlere de tepki gösterdi.

İşte bu tepki kısmını görünce düşünmeden, kendi kendime sormadan edemedim.

Hakkaniyetli olmak adına açıkçası vekillere birazda haksızlık yapıldığını düşündüm.

Neden mi?

Çünkü vekiller elbette şehrin seçilmişleri olarak hak arayanların yanında, iktidar politikalarının karşısında olmalıdır. Ancak fiziken her eyleme, her protesto gösterisine, her STK, sendika veya kolektif açıklamasına, yürüyüşüme katılmaları mümkün değil. Çünkü şehrin vekilleri aynı zamanda TBMM’de olmalı, oradaki faaliyetler ve parti görevlerini de yerine getirmeli. Hatta vekillerin öncelikli görevi meclis olmalı ki gerçekten vatandaş için bir şey yapabilsinler.

Nitekim işçilerin vekiller nerede diye sorduğu gün aynı zamanda TBMM’de çok önemli bir oturum vardı. Günlerdir ülke gündeminde yer bulan “İklim Değişikliği Kanunu” oylaması.

Ve ne yazık ki 135 sandalyesi olan CHP’den 55 milletvekili katılım sağlamadı. Muhalefet bloğundan bu önemli oylamaya katılmayan vekil sayısı ise toplamda 130 gibi önemli bir rakamdı.

Mesela o gün o oylamada yer alan farzı misal İbrahim Arslan oylama yerine Eskişehir’de bu yürüyüşe katılsaydı? Sizce asıl sorumsuzluğu o zaman yapmış olmaz mıydı?

Neden mecliste görevini yapmadın diye eleştirenler daha haklı sayılmaz mı?

Ya da parti görevinde olan Utku Çakırözer veya Jale Nur Süllü’nün hayır bu görevi kabul etmeyim, bir yürüyüşe katılmam lazım demesi mümkün mü?

Kaldı ki bırakın bu kalabalık yürüyüşü Eskişehir vekillerini 10, 15 kişilik basın açıklamalarında bile defalarca gördük. Muhalefet vekili oldukları ve güçleri sınırlı olmasına rağmen bana göre hak arayanlar için defalarca üstlerine düşeni yerine getirdiler.

Eskişehir’de yaşanması muhtemel çevre katliamlarında, halk bilgilendirme toplantılarında, geçtiğimiz aylarda yaşanan eylemlerde varlardı.

Ancak o gün işçilerle aynı safta olmalarına rağmen, yürüyüşe katıl-a-madıkları için tepki gördüler.

Hatta bu bana göre haksızlık olduğunu düşündüğüm tepkinin bir başka yönü daha var...

Bunu iddia edebilirim ama bir tık ötesine geçemem.

O gün yürüyenlerin temsilcileri vekillerin orada olmasını sizce neden istiyordu?

Bana kalırsa kurulması muhtemelen barikat veya olası arbedelere karşı vekiller dokunulmazlık haklarıyla bir kalkan, bir çilingir anahtarı görevi görecekti.

Yani vekilin kim olduğu, ne söylediğinden ziyade dokunulmazlığa sahip olması avantajından istifade edilecekti. Herkes değil ise bile bunu düşünen ve bundan dolayı vekillerin orada olmasını isteyenler olduğuna adım gibi eminim.

Bu da madalyonun diğer tarafında bulunan farklı bir bakış açısı olarak kafamı kemiren düşüncelerden bir tanesi.

Velhasıl kelam,

Bazen zaten yanımızda olan, bizi destekleyen, bizimle mücadele eden insanlara karşı acımasız veya kırıcı olabiliyoruz.
Hele ki işçilerin, sendikal hak arayışlarının yıllardır yanında duran isimleri o an mecliste olmaları gerektiğini unutup eleştirmek bana biraz garip geldiği için bugün bu pencereden düşüncelerimi dile getirmek istedim.

Tekrar altını çizmem gerekirse hangi şehrin vekili olursa olsun, vekilin öncelikli adresi TBMM’dir.

Sürekli şehirde olan bir vekil inanın çalışmıyordur.
Hiç şehre uğramayan vekillerin şehir için çalışmadığına inandığım kadar, sürekli burada olan vekillerinde millet için çalıştığına inanmam. NOKTA