Partisinin logosundan önce vicdanını, siyasi hesabından önce ülkesini düşünebilen bir siyasetçi görmek. Böylesi güçlü bir duruşun Eskişehir’den çıkması gayet gurur verici.
Türkiye’nin gündeminde yine milletin önüne konulan, ancak milletle yeterince konuşulmadan hazırlanan bir “çözüm” var.
Adına ne derseniz deyin; Çerçeve Yasa deyin, çözüm yasası deyin, yeni bir siyasi sayfa deyin…
Baştan altını çizerek belirteyim: Ben bu yasaya karşıyım.
İktidarın kendi siyasi hesabına göre belirlediği bir çerçevenin, “toplumsal barış” ambalajıyla millete sunulmasını doğru bulmuyorum.
Toplumsal barış elbette hepimizin ortak arzusudur. Ama barış adına yapılan her şey doğru değildir. Demokrasi adına yapılan her düzenleme de demokratik değildir.
“Çözüm” kelimesinin arkasına sığınılarak her siyasi hesabın meşrulaştırılmasına da kimsenin mecburiyeti yoktur.
Bu noktada, siyasetin artık yıpranmış ve güven vermeyen yaşanmışlıklarını düşünerek Yeni Parti’ye bir parantez açmam gerekiyor.
Yeni kurulan Yeni Parti’ye baktığımda; bu partinin içerisinde ulusalcı, Atatürkçü, Cumhuriyetçi, devletin üniter yapısına ve millî bütünlüğüne hassasiyet gösteren insanları görüyorum.
Fakat aynı zamanda, siyasi hesabın DEM Parti ve HDP tabanından oy devşirmeye kadar uzanan bir “herkese şirin görünme” stratejisine dönüştürülmesini de görüyorum.
Yıllardır CHP çatısı altında itiraz ettiğimiz, tavır koyduğumuz ve eleştirdiğimiz şeylerin, daha dün kurulmuş bir partide hiç dikkate alınmadan uygulanmaya devam etmesi gerçekten düşündürücü.
İşte buna itiraz ediyorum.
Gerektiğinde bedel ödemeyi göze alarak doğru bildiğinin arkasında duramayan bir başlangıcın, zaten sancılı olan bu kuruluş öyküsüne büyük zarar vereceğine inanıyorum.
Bir siyasi parti, “Ben hem oraya göz kırpayım hem buraya selam göndereyim, sandıkta kimden kaç oy gelirse gelsin.” anlayışıyla hareket ederse, günün sonunda kendi seçmenine karşı samimiyet sınavını kaybedebilir.
Yeni Parti, aynı kadrolarla yeniden kurduğu sistem içerisinde, tartışılan parti programına açıklık getirmeden ve daha önce belirttiğim, Türk kavramına karşı mesafeli olduğu yönündeki iddiaları çürütmeden böyle bir hamle yaparsa, işini daha da zorlaştırır.
399 üye sınırlamasının düzeleceğini, CHP’de tasfiye edilmeye çalışılan ulusalcı, Cumhuriyetçi ve Atatürkçü çizgideki siyasetçilere yeniden kapıların açılacağını düşünürken, Yeni Parti’nin Çerçeve Yasa konusundaki tutumu bana iyi bir mesaj vermiyor.
Ancak şunu özellikle belirtmek isterim: Bu rahatsızlığım partinin içerisindeki herkese yönelik değil.
Tam bu noktada Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan’a ayrı bir parantez açmak istiyorum.
Arslan, partisinin genel çizgisinden bağımsız olarak Çerçeve Yasa’nın mevcut hâline açıkça karşı olduğunu ortaya koydu.
“Demokrasi bölünemez, hukuk seçici uygulanamaz, millî irade iktidarın işine geldiğinde hatırlanamaz.” diyerek mevcut metne “hayır” dediğini açıkladı.
Ben, siyasi görüşlerimizin her konuda aynı olup olmadığına bakmadan bu tavrı önemsiyorum.
Çünkü siyasetçinin değerini yalnızca aynı düşündüğümüzde değil, kendi partisinin içerisinde farklı düşündüğü bir konuda bunu açıkça söyleyebildiğinde de anlamak gerekir.
İşte benim teşekkürüm bunun içindir.
Çünkü bugün Türkiye’nin en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden biri de budur:
Partisinin logosundan önce vicdanını, siyasi hesabından önce ülkesini düşünebilen bir siyasetçi görmek. Böylesi güçlü bir duruşun Eskişehir’den çıkması gayet gurur verici.
Benim için mesele bir partiye düşmanlık etmek değil. Doğru bulduğumu desteklemek, yanlışı ise eleştirmek.
O yüzden;
“Gerekirse oy kaybederim ama taviz vermem.” diyen İYİ Parti’ye de selam olsun.
Zafer Partisi’ne de selam olsun.
Türk milletinin egemenliğini, Cumhuriyet’in temel değerlerini, üniter devlet yapısını ve millî bütünlüğü önceleyen bütün siyasi yapılara selam olsun.
Bu selam, onların her politikalarını doğru bulduğum anlamına gelmez.
Ama Türkiye’nin temel meselelerinde kırmızı çizgileri olan, gerektiğinde “hayır” diyebilen ve siyasi bedel ödemeyi göze alabilen siyasetçilere saygı duyduğum anlamına gelir.
Çünkü artık şunu görmek zorundayız:
Türkiye’de seçmen sadece oy vereceği partiyi değil, hangi siyasi anlayışın yanında duracağını da düşünmek zorunda.
Bugün birilerine hoş görünmek için atılan her adımın yarın nasıl bir siyasi sonuç doğuracağını kimse bilmiyor.
Ama bir şeyi biliyoruz:
Milletin hafızası güçlüdür.
Sandık günü geldiğinde insanlar sadece kimin ne söylediğini değil, kimin nerede durduğunu da hatırlar.
Bu ülkenin geleceği, kapalı kapılar ardında yapılan siyasi hesaplarla değil; milletin açık iradesiyle şekillenmelidir.
Çözüm aranacaksa Meclis’te aranmalıdır. Ancak böylesine önemli bir konu, milletin doğrudan iradesine de sunulmalı ve referanduma götürülmelidir.
Barış yine milletin iradesiyle, tam bir bütünlük içerisinde aranmalıdır.
Değişiklik yapılacaksa Anayasa’nın, hukukun ve millî iradenin sınırları içerisinde yapılmalıdır.
Ve en önemlisi…
Türk milletinin hassasiyetleri, herhangi bir siyasi partinin seçim matematiğine kurban edilmemelidir.
Dolayısıyla daha önce kaç kez hayal kırıklığı yaşatan, zerre kadar güven vermeyen ve bu vatan için bedel ödemiş insanların içine sinmeyen bu yasayı imzalayan her siyasi anlayışa itirazım var.
Öte yandan aynı siyasi yapı içerisinde doğru bildiğini söyleyen, kendi partisinin aksine bir tavır ortaya koyabilen insanların da hakkını teslim etmek istiyorum.
Bugün İbrahim Arslan’a teşekkür ederim.
Müsavat Dervişoğlu’na ve İYİ Parti’ye selam ederim.
Ümit Özdağ’a ve Zafer Partisi’ne selam ederim.
Saadet Partisi’ne ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş başta olmak üzere itirazını cesurca dile getiren herkese selam ederim.
Bu ülkenin bağımsızlığına, Cumhuriyet’in temel değerlerine ve millî bütünlüğüne sahip çıkan herkese selam ederim.
Yeni Parti içinse kararını tekrar gözden geçirmesini tavsiye ederim.
Yoksa “Kim hâlâ neden Yeni Parti’ye geçmedi, neyi bekliyorlar?” sorusu giderek daha mantıklı gerekçelere dayanan bir hâl almaya başlıyor.
Bunu da özellikle belirtmek isterim.