Şehirde tekrar eden sahneler arttıkça heyecan azalıyor. Heyecan azaldıkça itiraz refleksi zayıflıyor. İtiraz zayıflayınca da vurdumduymazlık sessizce bütün şehre yayılıyor.
Eskişehir'e bir mola vereyim dedim. Kendime 10 günlük bir teneffüs verdim. Telefonu bir kenara bıraktım. Özellikle X'in gündemine bakmadım. Şehrin günlük tartışmalarından, bitmek bilmeyen polemiklerinden ve "acaba bugün ne oldu?" telaşından bilinçli olarak uzak durdum.
Döndüğümde ise garip bir hisse kapıldım.
Sanki hiçbir şey kaçırmamış gibiydim.
Yıllar önce Eskişehir'i, Türk dizilerine benzeten bir yazı kaleme almıştım. O benzetmenin bugün hâlâ geçerli olduğunu görmek doğrusu şaşırtmadı. Çünkü bazı diziler vardır; ağır ilerler. Bölümler uzundur. Yetenekli oyuncu sayısı sınırlıdır ama figüran hiç eksik olmaz. Soğuk savaşlar, küçük entrikalar, kulisler ve tekrar eden sahneler hikâyenin vazgeçilmezidir. Bir bölüm kaçırırsınız, sonraki hafta açtığınızda karakterler yine aynı tartışmanın etrafında dolaşıyordur.
Eskişehir de biraz böyle.
Şehrin ritmiyle beklentilerimizin hızı birbirini tutmuyor. Biz değişimin biraz daha cesur, biraz daha hızlı olmasını bekliyoruz; şehir ise ağır ağır, çoğu zaman yerinde sayarak ilerlemeyi tercih ediyor.
Bu yüzden Eskişehir'den birkaç gün, hatta birkaç hafta uzak kaldığınızda çok büyük bir gündem açığıyla karşılaşmıyorsunuz. Döndüğünüzde hikâye kaldığı yerden devam ediyor.
Özellikle şehrin daralan siyasi konjonktüründe...
CHP'nin haftalardır bir il başkanı belirleyememesi ya da belirlediği ismi atayamaması bunun en güncel örneklerinden biri.
Yıllardır risk taşıdığı konuşulan ESOGÜ Tıp Fakültesi binasında süreçlerin aynı şekilde devam etmesi, ortada somut bir B planının hâlâ bulunmaması başka bir örnek.
"Lobi" kavramını hâlâ topluca bir makama gidip talepte bulunmaktan ibaret sanan anlayış ise değişmeyen alışkanlıklardan biri.
Eskişehirspor deseniz, tablo farklı mı? Her sezon sonunda "Bu şehir bu takıma sahip çıkmalı", "Daha iyisini hak ediyor" cümleleri havada uçuşuyor. Sezon başında ise aynı takım yine yalnız bırakılıyor ve 10 bin kombine hedefi bile aşılamıyor.
Bir tarafta özelleştirmeyi Resmî Gazete'de yayımlayan, diğer tarafta iptal edildiğini sadece sözlü açıklamalarla anlatmaya çalışan bir siyasi irade...
Diğer tarafta "Şehre çivi çakanın yanındayız" denilirken, termal tesis gibi yatırım girişimlerinin önüne örülen görünmez duvarlar...
Bütün bunlar birbirinden bağımsız olaylar değil. Aynı fotoğrafın farklı kareleri.
Sorun sadece bazı işlerin yavaş ilerlemesi de değil. Sorun, bu yavaşlığın artık normal kabul edilmeye başlanması.
Çünkü bir şehirde tekrar eden sahneler arttıkça heyecan azalıyor. Heyecan azaldıkça itiraz refleksi zayıflıyor. İtiraz zayıflayınca da vurdumduymazlık sessizce bütün şehre yayılıyor.
Belki de asıl değişmesi gereken tam olarak bu.
Yoksa on gün sonra da, on ay sonra da aynı bölümün tekrarını izlemeye devam edeceğiz.