Kazım Kurt’a, "Sen belediye başkanısın, parti rozetini çıkar. Siyasetin bu kadar içinde olma." diyenlerle, Ayşe Ünlüce’ye "Siyasetin dışında kalıyorsun. Sen partili bir belediye başkanısın." diyenler aynı kişiler.

Kazım Kurt’a, "Sen belediye başkanısın, parti rozetini çıkar. Siyasetin bu kadar içinde olma." diyenlerle, Ayşe Ünlüce’ye "Siyasetin dışında kalıyorsun. Sen partili bir belediye başkanısın." diyenler aynı kişiler.

Ayşe Ünlüce’ye, "Büyük proje yapmıyor. Bisiklet yolu, balık ekmekle bu iş olmaz." diye eleştiri yöneltenlerle, "AK Parti’ye geçmeli, doğrusu budur." diyenler de aynı kişiler.

Kemal Kılıçdaroğlu için yıllarca, "SSK’yı batırdı, eline beş koyun versen güdemez. Yaptığı tatilin, kaldığı otelin parasını kim fonluyor?" diyenlerle, bugün "CHP’yi yolsuzluktan ve yanlışlardan arındırmak için geldi. Büyük lider." diyenler de farklı kişiler değil.

Eskişehir’e daha fazla uçuş olsun, şehir havacılıkta güçlensin, itibarını geri kazansın, havacılık eğitimlerinin merkezi olsun diye heyetler kurup THY’nin kapısını aşındıranlarla, Eskişehir’e planlanan Hava Kampüs Projesi’ne karşı çıkanlar da aynı kişiler.

Devam edelim…

Yerel yönetimleri kentsel dönüşüm konusunda yavaş, etkisiz ve başarısız olmakla eleştirenler —ki bu eleştirilerin haklı yönleri de var— üç yıldır deprem riskine rağmen ESOGÜ Tıp Fakültesi hizmet binası konusunda somut bir adım atamayanlar da aynı kişiler.

"Eskişehir artık büyümüyor, sanayisi tıkandı." diyenlerle; TÜLOMSAŞ’ı Ankara’ya kaptıran, AÖF gelirlerini ve Anadolu Üniversitesi döner sermayesini YÖK’e devreden, PTT Başmüdürlüğü’nden TSE’ye, BİK’ten diğer bölge müdürlüklerine kadar birçok kurumu Bursa ve Afyonkarahisar’a kaptıranlarla, bunlara isyan ettiği halde büyük Eskişehir hayalleriyle fotoğraf verenler de aynı kişiler.

CHP İl Başkanı olduğu dönemde Talat Yalaz’ı "genç, aktif, enerjik, değişimin öncüsü" diye öven, sosyal medyada methiyeler düzenlerle; Yeni Parti’ye geçmesinin ardından söylemedik söz bırakmayanlar da aynı kişiler.

Özgür Özel döneminde Ayşe Ünlüce için "Cumhurbaşkanı Yardımcısı olabilir, hatta Türkiye'nin ilk kadın Cumhurbaşkanı adayı olabilir." diyenlerle; bugün henüz CHP’den istifa etmediği için "Butlancı" ilan eden ya da "AK Parti’ye geçecek." algısı oluşturmaya çalışanlar da aynı kişiler.

Düne kadar Sivrihisar Belediye Başkanı Habil Dökmeci’ye toz kondurmayan, "Genel Başkan onu ayrı seviyor. 74 yıl sonra Sivrihisar’ı kazandırdı." diyerek övenlerle; CHP’de kalacağını açıkladığı için bugün ağır eleştiriler yöneltenler de farklı kişiler değil.

İstersem bunun gibi onlarca örneği daha alt alta sıralayabilirim. Ama sanırım bu kadarı bile yeterli.

Çünkü mesele kişilerden çok, tavırlar...

İnsanlar konuşmayı seviyor.

Bir gün kahraman ilan ediyor, ertesi gün hain.

Bir gün alkışlıyor, ertesi gün yerden yere vuruyor.

Üstelik bunu çoğu zaman ölçmeden, tartmadan, dün ne söylediğini hatırlamadan yapıyor.

Asıl sorun eleştirinin kendisi değil. Eleştirenin dünde bıraktığı miras.

Bir insan bugün söylediğinin tam tersini yarın hiçbir şey olmamış gibi savunabiliyorsa, zamanla sözünün ağırlığı da kalmıyor. Söylemi değersizleştiren, eleştirisi değil; kendi çelişkileri oluyor.

Partisine, bulunduğu siyasi iklime ya da çıkarına göre doğruları değişen insanların ne söylediğinden çok, dün ne söylediğine bakmak gerekiyor.

Biz gazeteciler olarak bu gelgitlere alışığız.

Takdir ettiğimizde çok sevilen, eleştirdiğimizde düşman ilan edilen...

Bir gün bir partinin, ertesi gün başka bir partinin adamı ilan edilen...

Yazdığımız her cümleyi bir yerlere yamamaya çalışan insanlarla yıllardır aynı şehirde yaşıyoruz.

Bu yüzden, bugün karar verme aşamasında olan siyasilere tek bir tavsiyem var:

Kimin ne dediğine gereğinden fazla takılmayın.

Çünkü herkesi aynı anda memnun etmek mümkün değil.

Atila İlhan’ın dediği gibi Mutlak Mutluluk Mümkün Değil.

İnsanlar konuşur...

Hem de en çok, aynı kişiler konuşur.